La Petite Mangerie // Paylaşılamayan tapaslar
Saint Paul metrosu yakınlarındaki ilk adres La Mangerie'den sonra, küçük kardeş La Petite Mangerie de rue de Bretagne üzerinde yerini aldı.

Kaliteli şarap ve tap taze ürünlerle hazırlanmış leziz tapaslar sunan yeni adres havaların hızlıca soğumaya başladığı bu günlerde gri gökyüzüne alışmamızı bırazcık kolaylaştırıyor.





Menüsünde Akdeniz tadlarının zengin olduğu La Petite Mangerie'de favorilerimiz 22 aylık İberya jambonu, trüf mantarlı burrata ve sebzeli pate.







Fiyatların 13 ila 7 euro arasında değiştiği barın başka bir artısı da servisi. Akşamları saat 7'den itibaren yer bulmanın zorlaştığı mekanda, masanızı beklerken ev yapımı shot'ların ikramı bekleme süresini daha dayanılabilir kılıyor.





Ahşabın bolca kullanıldığı bu şirin mi şirin tapas barı bu kışın favori mekanı olmaya aday.

Adres: 5 rue de Bretagne 75003 // +33 (0)6 14 50 02 03
Web sitesi : http://la-mangerie.com
Heimat
La Cremèrie, Racine, Vivant... Paris'in yeme-içme gündemini takip eden herkesi heyecanlandıracak bu flaş isimlerin yaratıcısı Pierre Jancou yüksek gastronomik IQ'su ile bizleri mükemmel bir adresle daha buluşturdu. Mekânımızın adı Almanca'da ülke, yurt, yuva gibi anlamlar taşıyan Heimat.







Heimat hem Grand Vefour, Maceo gibi klasik restoranların hem de Verjus, Kei gibi neobistro'ların çevrelediği Palais Royal tarafında geçtiğimiz günlerde açıldı. Jancou "baba ocağı" olarak gördüğü İsviçre'ye bu isimle bir gönderme yapmak istemiş ama menüde Jancou'nun büyüdüğü İsviçre'nin İtalyanca konuşan kesiminden de esintiler var. Bir tür turunçgil olan ağaç kavunu ile pişirilmiş deniz tarağı, kuşkonmaz ve pecorino peynirli rigatoni bu Akdeniz mutfağının etkilerini yansıtıyor. Restoran pancar ve Hollandaise sosla servis yapılan deniz salganyozu gibi orijinal seçenekler de sunuyor. Tatlılar zaten cennetten inme: yoğurt sorbeyle servis edilen bitter çikolatalı tartı tattıktan sonra yerinizde durmanız biraz zor olabilir.





Pierre Jancou'yla içkilerini ve ekmeklerini de konuştuk. Ekmekleri Paris'te kendine saygı duyan her restoranin seçimi olan "Du pain et des Idées": Tamamen organik yollarla yetiştirilen buğday, iki gün süren fermantasyon, "four tombant" adı verilen ısısı yüksek başlayıp gittikçe düşen eski usul fırınlarda pişirilen hamur ve ulaşılan mucizevi sonuç! Şaraplarda da doğal ve bio-organik örnekler revaçta; tattığımız ve Arapça yıldız anlamına gelen Nedjma favorimizdi.





Restoran Palais Royal tiyatrosunun karşısında bulunan eski bir özel konağın içinde. Molière'in eski evinin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş bu konağın günümüzdeki dekoru ise alabildiğine sade. Mahzenimsi arka tarafta daha büyük grupları ağırlayabilecek piyanolu, loş, geniş bir odaları var. Öğle yemeğini 30-35 euro civarına çıkarabilirsiniz ama akşam yemeği biraz daha tuzlu olacaktır. Rezervasyon kesinlikle şart, ya da bar kısmındaki 3-4 kişilik yer için şansınızı deneyebilirsiniz.

Adres: 37 Rue Montpensier 75001 // +33 1 40 26 78 25
Hôtel de l’Abbaye
Hava soğuk da olsa ısıtılmış verandalarıyla Paris, insanı saatlerce dışarıda sıcak bir içecek eşliğinde kitap okumaya, dergi karıştırmaya ya da sadece kafa dinlemeye teşvik ediyor.









Hôtel de l’Abbaye bu saklı bahçelerin en sakin ve en yeşillerinden. Luxembourg bahçelerine iki adım uzaklıkta, dört yıldızlı bir otele göre oldukça hesaplı seçenekler sunan Hôtel de l’Abbaye’nin bir tablo güzelliğindeki iç bahçesinde arkadaşınızla sohbetinize ya da yalnız içtiğiniz kahvenize tarihi bir çeşmeden akan suyun sakinleştirici etkisi de ekleniyor.





Sabah 7’de kahvaltı için açılan veranda akşam 23.30’a kadar hizmet veriyor. Haftaiçi romantik bir içki için de şiddetle öneririz.

Adres: 10, Rue Cassette 75006 // +33 1 45 44 38 11

Web sitesi: http://www.hotelabbayeparis.com/fr/
Aranılan Sebzeler Table'da Bulundu
Paris’te yıllardır aradığımız sebzeleri sonunda bulduk! Bu lezzet cennetinin adı Table. Ünlü Foodintelligence bloğunun sahibi, Omnivore festivalinin kurucusu (Omnivore genç şeflerin kitlelerle buluşup kendilerini göstermelerine, pahalı restoranlara gitme imkanı olmayanların da Michelin lezzetleri tatmasına olanak veren dünyanın her yanına yayılmış bir organizasyon), sulfitsiz-kükürtsüz şaraplar ve lokal sebze-meyve kullanımının destekleyicisi Bruno Verjus’un yepyeni restoranı.









Table’ın bulunduğu 12. bölge Paris’in yerel kimliğini korumayı başarmış son bölgelerinden. Burada sadece ardı arkası kesilmeyen burger dükkanları, dövmeli hipsterler, ellerinde Paris’lilerin “Brooklyn usulü” dedikleri dev kahve kupaları ve cupcake’lerle gezinen moda kurbanları bulunmuyor. Ama artık herkesi yıldırmış, asık suratla eski usul servis yapan Paris garsonları, duvarına iki adet Moulin Rouge posteri yerleştirilmiş, mikrodalga yiyecekleri ısıtıp ısıtıp sunan, ya da yağ içinde yüzen yemekler dışında sağlıklı bir opsiyon bulamayacağınız, şarapta da ucuz ve endüstriyel Bordeaux’lardan başka seçenek sunmayan restoran ve kafelerden de bahsetmiyoruz. Ledru-Rollin, Reuilly-Diderot ve Faidherbe-Chaligny metrolarını kapsayan bölge özellikle Marché d’Alligre çevresinde harika bir değişim geçiriyor. Özellikle pazar günü Alligre Paris’in en hareketli, en eğlenceli bölgelerinden; pazarda organik sebze ve meyve standları, pazarın etrafını çevreleyen tüm gün açık mahzenlerde organik şaraplar, Caves de Prague’da Paris’in en geniş natürel şarap seçkisi, Baron Rouge’da mahalle sakinleri ve mekânın büyüsünü duyup gelmiş bir kaç turistle istiridye yemek, Square Trousseau’da maç yapan mahalle çocuklarını seyretmek … Bu listeye artık Table’da gastronomik bir yolculuğu da ekleyebiliriz.





Table artık çok da devrimsel nitelikte olmayan açık mutfak anlayışını sürdürüyor. Ama burada restoranın konukları mutfağı dalga şeklinde çevreleyen alüminyum masalarda oturduğundan, şef yemeğinizi pişirirken sizinle konuşabiliyor, size fikrinizi soruyor, bazen de servisinizi yapıyor. Dekor göz yormuyor, çok endüstriyele de kaçmıyor. Masalar pek de iyi tanımadığımız sebzelerle dekore edilmiş. Table’ın başlıkta da belirttiğimiz gibi bizi büyüleyen yanı başka mekanlarda çok da rastlamadığımız sebze kullanım şekli oldu. Balık ve et konusunda da son derece başarılılar; beyaz kuşkonmazla servis edilen ve otlarla marine edilmiş kuzu eti parmak yedirtecek cinsten. Balıkların tazeliği konusunda da sayfalarca yazabiliriz. Fakat Bruno Verjus’un organik ve normalde Fransız mutfağında çok kullanılmayan kara lahana gibi sebzelere yer vermesi, safranlı portakal ve havuç puresi gibi sebzeseverleri ayrıca büyüleyen lezzetler yaratması, şefin menüde kişisel diyetlerin gerekli kıldığı değişiklikleri yapmaya açık olması mekânın en çok hoşumuza giden yanı oldu. Kara üzüm, turp ve yaban havucu gibi yanyana kullanmayı düşünmeyeceğimiz lezzetlerin birleşimi, epeyce baharatlı bir sosla marine edilmiş karnıbahar çorbası ve ısırgan otuyla süslenmiş kalkan balığı gastronomik açıdan bizi epeyce şaşırttı.





Lara adında sempatik kadın baş aşçıyla konuştuğumuzda restoranın diğer mutfaklara oranla 5 kat az daha tereyağı kullandığını, tatlılarında da aşırı şeker kullanmamaya özen gösterdiklerini (ki tattığımız şamfıstiklı ev yapımı bisküvi üzerinde gelen gül aromalı dondurma bunun kanıtı oldu) şarap seçimini lokal küçük üreticilerle görüşerek belirlediklerini anlattı.

Mekânın bir avantajı da fiyatları. Akşam yemeğı biraz tuzlu kaçabilir, giriş, ana yemek ve bir kadeh şarap için 70-80 euro arası hesaplayabilirsiniz. Fakat öğle yemeği için, şef aynı kalitedeki menüyü 19 euro’ya sunuyor! Öğle yemeğinde gurmelik yapmak isteyenlere Table’a koşun diyebiliriz.

Adres: 3, Rue de Prague 75012 // +33 1 43 43 12 26
Web sitesi: http://www.tablerestaurant.fr/
2014 için en iyi bistro seçimimiz: Le 6 Paul Bert
OParisBuParis projesini oluşturma nedenlerimizden biri de bize düzenli aralıklarla adres tercihlerimizi soran arkadaşlarımıza yardımcı olmak, çok severek test ettiğimiz Paris’in gastronomik, kültürel ve bar/kulüp sahnelerinden favori adreslerimizi onlarla paylaşmaktı.

2014 senesi süresince keşfedip beğendiğimiz mekanlar arasında "En iyi Neobistro" ödülünü en çok hak eden adres Le 6 Paul Bert'i sizlerle gururla paylaşıyoruz !

Le 6 Paul Bert, tam karşısındaki Paul Bert Bistro’nun kardeşi. Paul Bert Bistro açıldığı günden beri taze ürünleri, otantik Fransız lezzetleri ile gurmelerin son derece ilgisini çekmesine ve Fransız bloglarında yıllarca üst üste en sevilen bistro ödüllerini toplamasına karşın geleneksel bir çizgide kalmıştı. Paul Bert 6 ise orijinallik, geleneksellik, zanaatkarlık, cüretkarlık gibi bir çok konsepti mükemmel oranlarda harmanlamayı başarıyor.





Şefimizin adı Louis-Philippe. Kendisi her tabakta farklı renkler ve farklı öğeler kullanılması gerektiğine inanıyor. O yüzdendir ki her yemeğiniz hem görsel hem de tadsal bir şölen. Açık mutfakta aşçılar bütün maharetlerini sergilercesine çalışadururken endüstriyel çinko dekorda arada bir flambe edilen meyvaların ateşinin parlaklığı gözlerimizi alıyor.

Biraz da menüden bahsedelim. Le 6 Paul Bert'in menüsü neredeyse her gün Louis-Philippe'in balık ve sebze seçimleri doğrultusunda şekil alıyor. Bizim tatma şansını bulduğumuz seçkiden birkaç örnek verirsek:

Anasonlu füme orkinos, istavrit carpaccio’su yanında mandalina rostosu. Alabalık yumurtası ve rezene. Yanında soğan turşusu ile Shiitake mantarlı rumsteak. Vejetaryen tabakta safranlı sote pazı, fındık soslu yoğurt ve mangalda armut.





Bu üç yıldızlı Michelin restoranı kalitesindeki tadım menüsü fiks 44 euro. Fakat Le 6 Paul Bert adlı gastronomik cennette bir masa için iki hafta kadar bekleyebilirsiniz, rezervasyonunuzu ona göre planlamanız gerekecek.

Adres: 6, rue Paul Bert // +33 1 43 79 14 32
Les Fines Gueules'de tarihi yemek
Tarihi eser statüsüne sahip, XVII. yüzyılda ünlü mimar Mansart’ın inşa ettiği şato görkemindeki bir binada akşam yemeği yemek ister misiniz? Öyleyse sizleri Louvre müzesinin hemen arkasında kalan Place des Victoires’daki Les Fines Gueules’e davet ediyoruz.





Spesyaliteleri arasında birbirinden taze istiridye çeşitleri yer alan Paris’in en sevimli, sunduğu kaliteye oranla en ekonomik, en canlı adreslerinden biri olan bu restoran/şarapevi öğlen akşam dolup taşıyor. Şimdi birbirleriyle ne alaka diyebilirsiniz ama Paris’te güzel burrata, soğan çorbası dışında lezzetli bir çorba ve farklı vejetaryen opsiyonlar bulmak zordur; burada her üçü de mevcut! Favorimiz olan balkabağı çorbası da özellikle denemeye değer.





Restoranın orta bölümünde yer alan, dikkatinizden kaçmayacak kocaman jambon dilimleme makinası da şarabın yanında şarküteri tabağı almak isteyenlere taze taze servis yapabilmek için oraya yerleştirilmiş.





Mekânin işletmecileri de oldukça sıcakkanlı; biraz sohbetten sonra bizi restoranın dev mahzenine götürüp şaraplar hakkında bilgi verdiler. Anlattıklarına göre Les Fines Gueules’ün mahzeni o kadar büyük ki çevredeki pek çok restoranın şaraplarını saklamaya da yardımcı oluyor.





Les Fines Gueules’e özellikle haftasonu rezervasyon şart fakat barda biraz beklemeyi göze alırsanız haftaiçi ya da öğlen şansınızı deneyebilirsiniz.

Adres: 43 rue Croix des Petits Champs 75001 // +33 1 42 61 35 41
Web sitesi: http://www.lesfinesgueules.fr/
Hakkımızda
İletişim
Instagram