La Petite Mangerie // Paylaşılamayan tapaslar
Saint Paul metrosu yakınlarındaki ilk adres La Mangerie'den sonra, küçük kardeş La Petite Mangerie de rue de Bretagne üzerinde yerini aldı.

Kaliteli şarap ve tap taze ürünlerle hazırlanmış leziz tapaslar sunan yeni adres havaların hızlıca soğumaya başladığı bu günlerde gri gökyüzüne alışmamızı bırazcık kolaylaştırıyor.





Menüsünde Akdeniz tadlarının zengin olduğu La Petite Mangerie'de favorilerimiz 22 aylık İberya jambonu, trüf mantarlı burrata ve sebzeli pate.







Fiyatların 13 ila 7 euro arasında değiştiği barın başka bir artısı da servisi. Akşamları saat 7'den itibaren yer bulmanın zorlaştığı mekanda, masanızı beklerken ev yapımı shot'ların ikramı bekleme süresini daha dayanılabilir kılıyor.





Ahşabın bolca kullanıldığı bu şirin mi şirin tapas barı bu kışın favori mekanı olmaya aday.

Adres: 5 rue de Bretagne 75003 // +33 (0)6 14 50 02 03
Web sitesi : http://la-mangerie.com
Pierre Sang on Gambey // Part II
2012'de Oberkampf'da açtığı restoran sayesinde ilk kez Pierre Sang'la tanışmış ve kendisinden oparisbuparis.com'da bahsetmiştik. Fransa'nın en ünlü yemek show'u Top Chef'in şampiyonlarından olan bu Koreli/Fransız şef bizi bu haftasonu ilk adresi Pierre Sang in Oberkampf 'tan sadece 30 metre uzaklıkta açtığı yeni restoranı Pierre Sang on Gambey 'de ağırladı.





Bu yeni restoran eskisine nazaran daha az kantin görünümde; tuğla duvarlar, ahşap ve paslı çelik renginin hakim oldugu dekor endüstriyel şıklıkta. Konsept ilk restorandakinden farklı değil; şefimiz günün taze malzemelerinden o gece bize sürpriz bir menü hazırlıyor. Trafiğin yoğun olduğu bu mekanda Pierre Sang neredeyse her an her yerde bulunma süper gücüne sahip bir çizgi roman kahramanı gibi masaların etrafında dönüyor, iki restoran arasında tüm gece mekik dokuyor ve yemekleri yapılış aşamalarında aksatmadan teftiş ediyor. Genellikle et ve balık ağırlıklı olan menülerini vejetaryenlere de Paris'te pek de alışık olmadığımız bir özenle yeniden yorumlayıp, kreasyonlarını sorunsuzca konuğunun tercihlerine göre
adapte ediyor.





Fiyatlar Oberkampf'daki restorandan hafif pahalıca; 1 meze, 2 antre, 1 ana yemek, 1 digestif peynir ve 1 tatlıdan oluşan tadım menüsünün fiyatı 49 euro. Bizim şansımıza mercimekli ahtapot, bezelye köpüklü deniz tarağı ile yer elması cipsi gibi lezzetler o gecenin menüsündeydi. İlla ki bir eleştiri yapmak gerekirse geceyi sonlandıran tatlıyı çok başarılı bulmadık; ev yapımı limonlu sorbe lezzetli olsa da zemindeki bisküvi bize aşırı tatlı geldi. Fakat doğal, bio-dinamik seçenekler de içeren zengin şarap menüsü bu açığı kapatmaya yetti.







Genel olarak bizlere keyifli bir gece sunan Pierre Sang on Gambey'i Paris'te gastronomik bir deneyim yaşayıp, Oberkampf mahallesini tanımak isteyenlere tavsiye ediyoruz. Şefi bu kuliner koşuşturmacada izlemek için ise internet sitesi üzerinden rezervasyon yapmak şart.

Adres: 6 Rue Gambey 75011 Paris

Web sitesi: http://www.pierresangboyer.com/
Allain Passard'dan Kış Konçertosu
Vikipedi'ye göre Arpej, notaların, seslerinin ayrı ayrı duyulmasinin aksine, birarada harmonik sekansa uygun şekilde çalınmasını tanımlayan müzikal bir terim. Kelime İtalyanca "arpeggiare" yani arpta çalmak deyiminden geliyor.

Bu teknik bilgilerden sonra şimdi sizden gözlerinizi kapamanızı ve bir restoran hayal etmenizi rica ediyoruz. Bu öle bir yer olsun ki basit sebzelerden müzikal bir harmoni yaratsın; tatların uyumu arpta çalınan bir konçertonun uyumunu andırsın. Öyle bir yer hayal edin ki eski Roma'daki şölenlerde dolup taşan sepetlerle dolu olsun, içlerinde ise tarladan yeni koparılmış sebzeler...Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, çünkü Arpège'desiniz!









Invalides civarına konumlanmış, 3 yıldızlı bir Michelin restoranının dekorunun abartılı, çalışanlarının tavrının umursamaz ve kibirli, genel sonucun da genellikle hafif gülünç olması beklenir. Arpège ise küçük ve kalabalık, Michelin yıldızlı restoran standartlarına kıyasla neredeyse dirsek dirseğe oturduğunuz, duvarları hardal renginde bir mekân. Neredeyse şık bir kantin diyebileceğimiz samimiyette. Çalışanlar, ünlü şef Alain Passard da dahil, son derece mütevazi. Sebep basit: Arpège'in en ufak şaşaaya ihtiyacı yok.





Restoranda rezervasyonumuzun olduğu gece iki tadım menüsü sunuluyordu. Bir tanesi, Bahçelerde Kış, %100 sebze bazlı, diğeri ise sebze ve balık temelli. Bahçelerde Kış menüsünde toplam 15 kreasyon servis edildiği için malesef burada sadece birkaç tanesinden bahsedebileceğz. Örneğin, başlangıcı ıtırla pişirilmis sebze sushisiyle yaptık; ıtırın tadı belli belirsizdi ama damağınıza cennetten koparılmış çiçek misali ferah ve taze kokusunu yayıyordu. Akdenizli olan şef Alain Passard'ıni, antreyi takiben yabanhavuçlu ve cevizli humus seçimi bizi hiç şaşırtmadı. Menü boyunca rengarenk ravioliler, kerevizli lazanya, tuzda pişirlmis ve acı portakalla servis edilen pancar gözümüzün önünden sanki bir rüyadaymışız gibi geçip gitti. Tatlı servisine sıra geldiğinde de bu maceranın sonuna gelmiş olduğumuzu düşünüyorduk. İçinde tamamen restoranın kreasyonu makaronlar, pralinler ve çeşitli değişik mini tatlıların servis edildiği dev tabaktakileri tadarken kalbimiz neredeyse duracaktı. Finalde ise kakule Irish cream ve elmalı pay vardı. Elmalı pay dediğimize bakmayın, hayatımızda görüg görebileceğiniz en ince hamurla yapılmış ve içi elmayla doldurulmuş tartın üzerini onlarca gül süslüyordü.





İlginç şekilde, restoranın en güzel sürprizi ise Alain Passard'ın kendisiydi. Asla bu derece arkadaş canlısı, komik, misafirperver ve bir o kadar da zeki, kültürlü ve ilginç bir adamla karşılaşacağımızı ummamıştık. Passard tam bir babacan figür. Her an çalışanları üzerine söyleyecek tatlı bir sözü, yemekleri üzerine anlatacak ilginç bir anektodu var. Öyle ki ayrılmakta çok zorlandığımız bu mekânı terk ederken bizlere sarılıp ve restoranında her zaman davetli olduğumuzu eklemeden bizleri uğurlamadı.

Adres: 84, Rue de Varenne 75007 // + 33 1 47 05 09 06

Web sitesi: http://www.alain-passard.com/fr/

Clown Bar // Kırmızı burunlara dikkat
Tarihi Cirque d'Hiver'in yanında konumlanmış, yine sirk kadar eski ama Paris restoranları arasında çok taze olan Clown Bar'dayız.





Le Fooding dergisi tarafından 2015'in en iyi bistrosu seçilen Clown Bar'ın başarısının altında tarihi ve kitch diyebileceğimiz bir dekorla minimalist tarifleri harmanlayan, Vivant Table'dan tanıdığımız Japon şef Sota Atsumi'nin maharetleri yatıyor.





Yıllarca sirk çalışanlarının ve yolunu şaşırmış turistlerin buluşma noktası olan bu bistro, 2014 senesinde Paris'te adını kolay kolay unutamayacağımız restoranların işletmelerini üstlenmiş Xavier Lacaud'nun eline geçti. Serreguemines seramiklerinin donattığı mekân büyüsü bozulmadan yenilendi ve simdi Clown Bar bir yüzyıla yakın zamandır tavanını süsleyen palyaçosuyla bizleri karşılıyor.





Dikkatimizi çeken tek detay tavandaki palyaço değil. Menüsünde geleneksel, ördek, entrecôte gibi Fransiz bistro yemeklerini Japon mutfağının detaylarıyla yorumlayan çok yetenekli bir şef var. Çıtır tart hamuru arasında pişirilmiş ördek ve hurma püresinin ya da pamuk gibi yumuşacık dana blanquette'in uzun süre unutamayacağınız bir tecrübe olacağını garanti edebiliriz. Ender bulunan şarapların sıralandığı koleksiyondan da bir şişe açtırmaya karar verirseniz işin ustası Xavier'den yardım istemeyi unutmayın !

Her hafta farklı bir fuar ya da organizasyonla dolup taşan Paris'te herkesin ajandasında bulunan Clown Bar'a rezervasyonsuz gitmeyi aklınızdan bile geçirmeyin!

Adres: 114, rue Amelot 75011 // +33 1 43 55 87 35
Heimat
La Cremèrie, Racine, Vivant... Paris'in yeme-içme gündemini takip eden herkesi heyecanlandıracak bu flaş isimlerin yaratıcısı Pierre Jancou yüksek gastronomik IQ'su ile bizleri mükemmel bir adresle daha buluşturdu. Mekânımızın adı Almanca'da ülke, yurt, yuva gibi anlamlar taşıyan Heimat.







Heimat hem Grand Vefour, Maceo gibi klasik restoranların hem de Verjus, Kei gibi neobistro'ların çevrelediği Palais Royal tarafında geçtiğimiz günlerde açıldı. Jancou "baba ocağı" olarak gördüğü İsviçre'ye bu isimle bir gönderme yapmak istemiş ama menüde Jancou'nun büyüdüğü İsviçre'nin İtalyanca konuşan kesiminden de esintiler var. Bir tür turunçgil olan ağaç kavunu ile pişirilmiş deniz tarağı, kuşkonmaz ve pecorino peynirli rigatoni bu Akdeniz mutfağının etkilerini yansıtıyor. Restoran pancar ve Hollandaise sosla servis yapılan deniz salganyozu gibi orijinal seçenekler de sunuyor. Tatlılar zaten cennetten inme: yoğurt sorbeyle servis edilen bitter çikolatalı tartı tattıktan sonra yerinizde durmanız biraz zor olabilir.





Pierre Jancou'yla içkilerini ve ekmeklerini de konuştuk. Ekmekleri Paris'te kendine saygı duyan her restoranin seçimi olan "Du pain et des Idées": Tamamen organik yollarla yetiştirilen buğday, iki gün süren fermantasyon, "four tombant" adı verilen ısısı yüksek başlayıp gittikçe düşen eski usul fırınlarda pişirilen hamur ve ulaşılan mucizevi sonuç! Şaraplarda da doğal ve bio-organik örnekler revaçta; tattığımız ve Arapça yıldız anlamına gelen Nedjma favorimizdi.





Restoran Palais Royal tiyatrosunun karşısında bulunan eski bir özel konağın içinde. Molière'in eski evinin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş bu konağın günümüzdeki dekoru ise alabildiğine sade. Mahzenimsi arka tarafta daha büyük grupları ağırlayabilecek piyanolu, loş, geniş bir odaları var. Öğle yemeğini 30-35 euro civarına çıkarabilirsiniz ama akşam yemeği biraz daha tuzlu olacaktır. Rezervasyon kesinlikle şart, ya da bar kısmındaki 3-4 kişilik yer için şansınızı deneyebilirsiniz.

Adres: 37 Rue Montpensier 75001 // +33 1 40 26 78 25
Folks and Sparrows
Paris'te yapılabilecek en keyifli şeylerden biri de, şehri gezerken bir taraftan da çıtır çıtır "baguette" ekmeğin arasına hazırlanmış sandviçi yemektir. Paris'in en çok gezilen ve haliyle en turistik bölgelerinin etrafında konumlanmış bu sandviç büfelerinin bir çoğu ne yazık kı lezzet ve kalite çok da özel bir şey sunamıyorlar.

Her köşe başında jambon, ton ve tavuklu sandviç görmekten bıkan bizler için, Folks and Sparrows'u keşfetmek sandviç sevdamızı tekrardan alevlendirdi.







Son derece sade ve doğal renklerde düşünülmüş dükkan zaten daha kapısından geçerken insanda ister istemez bir merak uyandırıyor. İçeriden hafif bir country müzik kulağımıza geliyor. Pastrami ve çedar peynirli sandviçimizi sıcacık baguette ekmeğin arasında yerken bir taraftan da organik buzlu çayımızı yudumluyoruz. Bu lezzetli atıştırmanın ardında da içeri ilk girdiğimizde gözümüze çarpan cheese cake'den bir parça sipariş etmezsek olmaz !









Unutmadan ekleyelim, Folks and Sparrows yanı zamanda Paris'te bulmayacağınız çikolata, pancake karışımı veya turşu gibi bir çok yabancı (genellikle Amerikan) ürünü de raflarında satışa sunuyor.

Adres: 14, rue Saint-Sébastien 75011 // +33 9 81 45 90 99
L’Ancienne Maison Gradelle // Odette Teyze’nin Steampunk Maceraları
Kuzey Denizi'nde tuttukları balıkları Paris’in hala hâl, “Les Halles”, olarak anılan bölgesinde satmak için yollara düşen balıkçılar Orta Çağ’dan beri aynı yolu kullanırlar. Paris’in şu anda Türk Mahallesi’ne açılan kapılarından biri olan Saint-Denis’in hemen dışında kalan “Balıkçılar Sokağı”, bugünkü adıyla Rue du Faubourg-Poissonière, yüzyıllardan beri balıkçı tezgâhlarıyla dolup taşarmış. Odette Teyze 1920’lerde bu sokakta minik bir tezgâhta balık satarak işe başlamış. Odette’in balıkları gibi mutfaktaki yetenekleri de zamanında dilden dile dolaşıyormuş. Teyzemiz deneyimlerini ve bilgisini jenerasyondan jenerasyona aktarınca ortaya Odette’in 2. kuşak torunu Stephane Gilard’in açtığı Paris’in muhteşem dekorlu en yeni gurme lokantası Ancien Maison Gradelle çıkmış.








Meraklıları bilir, Steampunk, Viktoryen çağın buharla işleyen makinaları ve mekanik araçlarıyla fütüristik dizaynı birleştiren akıma denir. Restoranın dekoru tam steampunk havasında; loş bir ortam, kırmızı duvarlar, gümüş avizeler, ahşap çerçeveli aynalar, tuhaflıklar müzesinden çıkma nesneler, alt katta kalabalık bir grup için kapatabileceğiniz bir mahzen…Stephane Gilard büyükbabaannesiyle gurur duyuyor ve onun mirasını taşıdığını, hiçbir hazır malzemeye başvurmadan en taze ürünlerle servis yaptığını anlatıyor. Restoranın bu çok sempatik sahibi ayrıca bizi mahzene kadar gezdirip yıllardır fıçılarda bekleyen rom’larını gösterdi. Size tavsiyemiz yemeğinizi beklerken ev yapimi romlu kokteylerden birini tatmanız.







Menüye gelince, daha çok et ağırlıklı olsa da aşçı vejetaryanlar için de güzel bir taze sebze tabağı hazırlıyor. Antrelere gelince, gönlümüzü çalan parmesan çubuklu mantar ve kuşkonmaz oldu. Etler konusunda gurme restoranlar için bir referans olan “Metzer” ile çalışıyorlar. Angus Amerika’dan, tavuk ise yine ünlü “Julien Plesel”in çiftliğinden temin ediliyor. Restoran ürünlerinin kaynakları konusunda çok hassas. Tatlı menüsü ise ayrı bir cennet; meyve ve likör ağırlıklı eski usul ama modern dokunuşlu seçenekler arasında en güzeli Odette Teyze’nin tarifiyle yapılan meyveli tart.







Günden güne popülaritesi artan mekânda rezervasyon ise şart!

Adres: 8, rue Faubourg Poissonière 75010 // +33 1 47 70 03 23
Web sitesi: http://anciennemaisongradelle.com/
The Boot Café // This coffee is made for walking
Avrupa'nın bir çok kentine nazaran Paris'te hiçbir zaman “café “ sıkıntısı çekilmez. Günün her saatinde dışarının soğuna aldırış etmeden yan yana dizilmiş sandalyelerde espressolarını yudumlayan Fransızlar için kahve, güzel bir yemeği tamamlamak için en gerekli unsurdur.









Günümüzde ne yazık ki artık kimsenin uzun kahvaltılara ve öğle yemeklerine vakti yok. Hep telaş içerisinde, elinde bir sandöviç ile koşturan bizler için “take away” “coffee shop”'ları günlük ritmimize en uygunu oluyor. Durum böyle iken Paris'in dört bir köşesine yayılmış, günün sadece birkaç saatinde açık mini kafeler herkesin tercihi. Bu kafelerden en yenisi ve bizce en orijinali ise Amerikalı/Fransız bir çiftin yakın zamanda hizmete açtıkları The Boot Café. Eski bir ayakkabı tamir dükkanından (fransızca "Cordonnerie") bozma bu minnacık mekanda kahve her daim taze. Günlük olarak yapılan Ingiliz scone'ları ve havuçlu kek de satan The Boot Café isminden de anlaşılacağı üzere ayakkabı kutusu büyüklüğündeki (yaklaşık 4m²) mekanında iki randevu arasında atıştırmak isteyenlere ideal ortamı sunuyor. Hafta arası her gün saat 10 ile akşam 6 arası açık olan mekânın çalışanları kafenin kendisi gibi cana yakın ve sevimli. Bir de unutmadan ekleyelim; 4 kişiden fazlasının içerisine sığmakta güçlük çekeceği kafede bütün kahveler “take away” !!!



Adres: 19 rue du Pont aux Choux, 75003
Facebook sayfası: https://www.facebook.com/bootcafe
Aranılan Sebzeler Table'da Bulundu
Paris’te yıllardır aradığımız sebzeleri sonunda bulduk! Bu lezzet cennetinin adı Table. Ünlü Foodintelligence bloğunun sahibi, Omnivore festivalinin kurucusu (Omnivore genç şeflerin kitlelerle buluşup kendilerini göstermelerine, pahalı restoranlara gitme imkanı olmayanların da Michelin lezzetleri tatmasına olanak veren dünyanın her yanına yayılmış bir organizasyon), sulfitsiz-kükürtsüz şaraplar ve lokal sebze-meyve kullanımının destekleyicisi Bruno Verjus’un yepyeni restoranı.









Table’ın bulunduğu 12. bölge Paris’in yerel kimliğini korumayı başarmış son bölgelerinden. Burada sadece ardı arkası kesilmeyen burger dükkanları, dövmeli hipsterler, ellerinde Paris’lilerin “Brooklyn usulü” dedikleri dev kahve kupaları ve cupcake’lerle gezinen moda kurbanları bulunmuyor. Ama artık herkesi yıldırmış, asık suratla eski usul servis yapan Paris garsonları, duvarına iki adet Moulin Rouge posteri yerleştirilmiş, mikrodalga yiyecekleri ısıtıp ısıtıp sunan, ya da yağ içinde yüzen yemekler dışında sağlıklı bir opsiyon bulamayacağınız, şarapta da ucuz ve endüstriyel Bordeaux’lardan başka seçenek sunmayan restoran ve kafelerden de bahsetmiyoruz. Ledru-Rollin, Reuilly-Diderot ve Faidherbe-Chaligny metrolarını kapsayan bölge özellikle Marché d’Alligre çevresinde harika bir değişim geçiriyor. Özellikle pazar günü Alligre Paris’in en hareketli, en eğlenceli bölgelerinden; pazarda organik sebze ve meyve standları, pazarın etrafını çevreleyen tüm gün açık mahzenlerde organik şaraplar, Caves de Prague’da Paris’in en geniş natürel şarap seçkisi, Baron Rouge’da mahalle sakinleri ve mekânın büyüsünü duyup gelmiş bir kaç turistle istiridye yemek, Square Trousseau’da maç yapan mahalle çocuklarını seyretmek … Bu listeye artık Table’da gastronomik bir yolculuğu da ekleyebiliriz.





Table artık çok da devrimsel nitelikte olmayan açık mutfak anlayışını sürdürüyor. Ama burada restoranın konukları mutfağı dalga şeklinde çevreleyen alüminyum masalarda oturduğundan, şef yemeğinizi pişirirken sizinle konuşabiliyor, size fikrinizi soruyor, bazen de servisinizi yapıyor. Dekor göz yormuyor, çok endüstriyele de kaçmıyor. Masalar pek de iyi tanımadığımız sebzelerle dekore edilmiş. Table’ın başlıkta da belirttiğimiz gibi bizi büyüleyen yanı başka mekanlarda çok da rastlamadığımız sebze kullanım şekli oldu. Balık ve et konusunda da son derece başarılılar; beyaz kuşkonmazla servis edilen ve otlarla marine edilmiş kuzu eti parmak yedirtecek cinsten. Balıkların tazeliği konusunda da sayfalarca yazabiliriz. Fakat Bruno Verjus’un organik ve normalde Fransız mutfağında çok kullanılmayan kara lahana gibi sebzelere yer vermesi, safranlı portakal ve havuç puresi gibi sebzeseverleri ayrıca büyüleyen lezzetler yaratması, şefin menüde kişisel diyetlerin gerekli kıldığı değişiklikleri yapmaya açık olması mekânın en çok hoşumuza giden yanı oldu. Kara üzüm, turp ve yaban havucu gibi yanyana kullanmayı düşünmeyeceğimiz lezzetlerin birleşimi, epeyce baharatlı bir sosla marine edilmiş karnıbahar çorbası ve ısırgan otuyla süslenmiş kalkan balığı gastronomik açıdan bizi epeyce şaşırttı.





Lara adında sempatik kadın baş aşçıyla konuştuğumuzda restoranın diğer mutfaklara oranla 5 kat az daha tereyağı kullandığını, tatlılarında da aşırı şeker kullanmamaya özen gösterdiklerini (ki tattığımız şamfıstiklı ev yapımı bisküvi üzerinde gelen gül aromalı dondurma bunun kanıtı oldu) şarap seçimini lokal küçük üreticilerle görüşerek belirlediklerini anlattı.

Mekânın bir avantajı da fiyatları. Akşam yemeğı biraz tuzlu kaçabilir, giriş, ana yemek ve bir kadeh şarap için 70-80 euro arası hesaplayabilirsiniz. Fakat öğle yemeği için, şef aynı kalitedeki menüyü 19 euro’ya sunuyor! Öğle yemeğinde gurmelik yapmak isteyenlere Table’a koşun diyebiliriz.

Adres: 3, Rue de Prague 75012 // +33 1 43 43 12 26
Web sitesi: http://www.tablerestaurant.fr/
Paris’in Asker Kaçakları
Şef Daniel Baratier ve somölye Alexandre Ceret’nin beraber bir proje peşinde oldukları Paris’in gastronomik sahnesinde geçen seneden beri konuşulan ve sabırsızlıkla beklenen bir fenomendi. İkili sonunda Paris neo-bistro’larının merkezi 11. bölgede Les Deserteurs ya da türkçesiyle “Asker Kaçakları” restoranını açtı.





Restoranın adı ikilinin Michelin yıldızlı restoran Le Sergent Recruteur (türkçeye gençleri askere almakla görevli çavuş olarak çevirebiliriz)’dan ayrılıp bu mekânı açmasına gönderme yapan zekice bir kelime oyunu. Sıcak yaz günleri için düşünülmüş dış mekandaki iki masası ve lacivert/krem rengi tonlarında minimalist dekorlu bahçeye bakan salonunda Les Déserteurs bizleri ferah bir ambiyansla karşılıyor.

Daha siparişlerimizi veremeden Murver çiçekli limonata sefin ikrâm süprizi bizleri şaşırttı. 4 ya da 6 seferde denilebilen menüyü seçtikten sonra şölen başlıyor. Üstelik vejetaryenlerin ya da hafif yemek arayışı içinde olanların çekinmeden ismarlayabileceği seçenekler mevcut; şef trompet kabak denilen incecik ve upuzun bir kabak çeşidiyle maharetlerini sergiliye dursun, “Gomashio” olarak adlandırılan deniz tuzu ve susam karışımı serpiştirilmiş füme patlıcanın tadı damağımızda kalıyor. Balıkseverler için Cenevre’deki Leman gölünden özel olarak getirtilen ve neredeyse hemen hemen sadece o bölgede yetiştirilen “Fera” balığı da taptaze bezelyelerle sunuluyor.









Restoranın en güzel yönlerinden biri tadım menüsünde iki adet tatlı olması. Bizim denediklerimiz öncelikle diğerine göre daha hafif olan buğday, rabarba ve kırmızı şarapla hazırlanmış bir tür sütlü tatlı, devamında ise lezzetine dayanamayıp içine köknar ağacı tomurcuğu serpiştirilmiş siyah çikolatalı Breton bisküvisinden sipariş ettik.

Ünlü gurme John Talbott’ın “New York ölçülerinde heyecan verici” olarak adlandırdığı bu mekânın Will ve Le Sevran ile birlikte bu sene Paris’in en hareketli restoranlarından olacağı kesin.

Adres: 46, rue Trousseau 75011 // 01 48 06 95 85
Facebook sayfası: Les Déserteurs
Le Bon Marché - La Grande Épicerie // La Table
Paris deyince aklınıza gelen beş kelime sayın desek, biliyoruz ki bir çoğumuz listeye 'alışveriş' kelimesi ile başlarız.

Alışverişi bu kadar özel yapan mekanların arasında da liste başına Avrupa'nın ilk "department store"u Le Bon Marché'yi koymazsak olmaz !





1838 yılında Paul et Justin Videau kardeşler tarafından kurulan "Au Bon Marché" mağazası 19. yüzyılın çılgın ritminde hızla değişen Paris için vasat sayılabilecek bir mağaza iken, 1852 senesinde Aristide ve Marguerite Boucicaut çiftinin mağazaya ortak olmalarıyla bugünkü ihtişamına, şıklığına ve modernliğine kavuşur. Dönem için birer devrim niteliğinde bir çok değişikliğe ev sahipliği yapan Le Bon Marché (ürünler üzerinde fiyat etiketi, ilk pret-à-porter koleksiyonları ve çalışanları için haftada bir gün ücretli izin gibi) kısa bir zaman içerisinde Rue de Sèvres üzerindeki antrepolarıyla birlikte bir çok binaya uzanır.

Bizleri bu şatafatlı yapıya çeken ise içimizdeki karşı koyamadığımız alışveriş dürtüsü değil, "La Table"; Le Bon Marché'nin parçası olduğu La Grande Épicerie içerisinde yakın zamanda hizmete geçmiş olan yeni restoran.







1932 senesinde Le Bon Marché'ye dahil olan La Grande Épicerie bugün halen Paris'te yeme-içme konusunda en çeşitli ve kaliteli ürünleri bulabileceğiniz yegâne mekan. Fransa ve dünyanın farklı yerlerinden en kaliteli ürünleri sunan La Grande Epicerie'de taze balıktan çaya, peynirden makarnaya ne isterseniz mevcut. Bu büyük 'bakkalın' birinci katında bu sene hizmete başlayan La Table restoranı ise alt katta satılan ürünlerin kalitesi ve lezzeti ile yarışabilecek özgünlükte.





Bir iç mekan için sıradan olmayacak biçimde bol yeşillikli ve ağaçlarla çevrelenmiş La Table'da akşamüstü kahvemiz için yerimizi aldık. Öğlen servisinin yeni bittiği mekân alışverişten başı dönen bizler için ideal derecede sessiz ve sakindi. Doğal tonlarda düşünülmüş, uzun bankların çevrelediği restorana yerleştik. Menüde şef Jean-Jacques Massé'nin imzasını gördük . Massé fazla şatafata ihtiyaç duymadan basit ama bir o kadar da lezzetli bir seçki sunmuş. Menüde favorimiz yaban mersinli ekmekle servis edilen tavuklu kulüp sandviç. Klasik Paris bistrolarının stilinde düşünülmüş kare mermer masamızda kahvelerimiz ve sandviçlerimizin tadını çıkarırken cam konstrüksyon çatıdan içeri giren güneş ile yorgunluğumuzu attık ve alışverişimize kaldığımız yerden devam edebilecek enerjiyi depoladık!

Servis saatleri: Pazar günleri hariç her gün saat 10.30-19.30 arası

Adres: 24, rue de Sèvres 75007
Web sitesi: www.lebonmarche.com
www.lagrandeepicerie.com
2014 için en iyi bistro seçimimiz: Le 6 Paul Bert
OParisBuParis projesini oluşturma nedenlerimizden biri de bize düzenli aralıklarla adres tercihlerimizi soran arkadaşlarımıza yardımcı olmak, çok severek test ettiğimiz Paris’in gastronomik, kültürel ve bar/kulüp sahnelerinden favori adreslerimizi onlarla paylaşmaktı.

2014 senesi süresince keşfedip beğendiğimiz mekanlar arasında "En iyi Neobistro" ödülünü en çok hak eden adres Le 6 Paul Bert'i sizlerle gururla paylaşıyoruz !

Le 6 Paul Bert, tam karşısındaki Paul Bert Bistro’nun kardeşi. Paul Bert Bistro açıldığı günden beri taze ürünleri, otantik Fransız lezzetleri ile gurmelerin son derece ilgisini çekmesine ve Fransız bloglarında yıllarca üst üste en sevilen bistro ödüllerini toplamasına karşın geleneksel bir çizgide kalmıştı. Paul Bert 6 ise orijinallik, geleneksellik, zanaatkarlık, cüretkarlık gibi bir çok konsepti mükemmel oranlarda harmanlamayı başarıyor.





Şefimizin adı Louis-Philippe. Kendisi her tabakta farklı renkler ve farklı öğeler kullanılması gerektiğine inanıyor. O yüzdendir ki her yemeğiniz hem görsel hem de tadsal bir şölen. Açık mutfakta aşçılar bütün maharetlerini sergilercesine çalışadururken endüstriyel çinko dekorda arada bir flambe edilen meyvaların ateşinin parlaklığı gözlerimizi alıyor.

Biraz da menüden bahsedelim. Le 6 Paul Bert'in menüsü neredeyse her gün Louis-Philippe'in balık ve sebze seçimleri doğrultusunda şekil alıyor. Bizim tatma şansını bulduğumuz seçkiden birkaç örnek verirsek:

Anasonlu füme orkinos, istavrit carpaccio’su yanında mandalina rostosu. Alabalık yumurtası ve rezene. Yanında soğan turşusu ile Shiitake mantarlı rumsteak. Vejetaryen tabakta safranlı sote pazı, fındık soslu yoğurt ve mangalda armut.





Bu üç yıldızlı Michelin restoranı kalitesindeki tadım menüsü fiks 44 euro. Fakat Le 6 Paul Bert adlı gastronomik cennette bir masa için iki hafta kadar bekleyebilirsiniz, rezervasyonunuzu ona göre planlamanız gerekecek.

Adres: 6, rue Paul Bert // +33 1 43 79 14 32
Les Fines Gueules'de tarihi yemek
Tarihi eser statüsüne sahip, XVII. yüzyılda ünlü mimar Mansart’ın inşa ettiği şato görkemindeki bir binada akşam yemeği yemek ister misiniz? Öyleyse sizleri Louvre müzesinin hemen arkasında kalan Place des Victoires’daki Les Fines Gueules’e davet ediyoruz.





Spesyaliteleri arasında birbirinden taze istiridye çeşitleri yer alan Paris’in en sevimli, sunduğu kaliteye oranla en ekonomik, en canlı adreslerinden biri olan bu restoran/şarapevi öğlen akşam dolup taşıyor. Şimdi birbirleriyle ne alaka diyebilirsiniz ama Paris’te güzel burrata, soğan çorbası dışında lezzetli bir çorba ve farklı vejetaryen opsiyonlar bulmak zordur; burada her üçü de mevcut! Favorimiz olan balkabağı çorbası da özellikle denemeye değer.





Restoranın orta bölümünde yer alan, dikkatinizden kaçmayacak kocaman jambon dilimleme makinası da şarabın yanında şarküteri tabağı almak isteyenlere taze taze servis yapabilmek için oraya yerleştirilmiş.





Mekânin işletmecileri de oldukça sıcakkanlı; biraz sohbetten sonra bizi restoranın dev mahzenine götürüp şaraplar hakkında bilgi verdiler. Anlattıklarına göre Les Fines Gueules’ün mahzeni o kadar büyük ki çevredeki pek çok restoranın şaraplarını saklamaya da yardımcı oluyor.





Les Fines Gueules’e özellikle haftasonu rezervasyon şart fakat barda biraz beklemeyi göze alırsanız haftaiçi ya da öğlen şansınızı deneyebilirsiniz.

Adres: 43 rue Croix des Petits Champs 75001 // +33 1 42 61 35 41
Web sitesi: http://www.lesfinesgueules.fr/
Montmartre'da birkaç postmodern tapas // La Rallonge
George Maillard Fransız gastronomik dünyasıyla ilgilenenlere yabancı gelmeyecek bir isim. Bu her projesiyle harikalar yaratan şef, CV’sine Hotel Bristol, Plaza Athénée, Taillevent gibi Paris’in en lüks restoranlarını ekledikten sonra geçtiğimiz senelerde La Table d’Eugène’i açmış ve bu adres New Yorker’ın Paris’in en iyi 4 restoran seçkisi arasına girmeyi başarmıştı. Şimdi de Maillard bizleri La Rallonge’da kendine özel tapas yorumuyla buluşturuyor.







La Rallonge (ki Fransızca’da masaları uzatmak için genellikle orta kısımdan çıkan tahtaya verilen isimdir) upuzun barımsı bir masadan oluşuyor. Sağa sola iki kişilik birkaç masa serpiştirilmiş ama barda oturmak ve size tapas’larla şarapları uzun uzadıya anlatmak için can atan personelle çene çalmak çok daha zevkli. Tasarım genel olarak oldukça endüstriyel; zaten Maillard restoranını bir atölye olarak gördüğünü saklamıyor ve bu zanaatkar yönünü gururla yansıtıyor.









Maillard’ın postmodern olarak adlandırdığımız tapas yorumlarından örneklere gelince; sizi buğday risotto’sunun eşlik ettiği kalamata zeytinleri, greyfurt soslu morina balığı, karamelize edilmiş soğan ve yer elması püresiyle çevrilmiş deniz tarağı, ayvalı ördek gibi lezzetler bekliyor. Meze mantığıyla servis yapan ve fiyatları son derece uygun olan bu restoranda doymak için iştahınıza göre 3 veya 4 tabak sipariş etmenizi öneririz.




Adres: 16 Eugène Sue 75018 // +33 1 42 59 43 24
Web sitesi: http://larallonge.fr/
Il Brigante : Pizzayla Dolce Vita
Montmartre gezmizden sonra Paris'in kıvrılan sokaklarından yokuş aşağı kendimizi kaptırmışken ünlü sinema okulu La Fémis'in arkasında kalan bir sokaktaki kalabalık dikkatimizi çekti. İçeriden italyanca bağırışmaların geldiği mekana yaklaşırken, burasının Paris'in son zamanlarda en popüler ve adına neredeyse her dergi ve gazetede rastladığımız İl Brigante olduğunu farkettik.





20 metrekarelik küçücük dükanına bütün İtalya'yı sığdırmayı başarabilmiş Kalabriyalı şef Salvatore bizleri yüzünde kocaman bir gülümseme ve yüksek sesli bir “buonasera” ile karşıladı. Müsterilerin birbirlerini ittire ittire ilerledikleri mekanda çok da fazla gizlilik aramadan ilk bulduğumuz sandalyeye, esnaf lokantalarından alışık olduğumuz gibi, yan komşumuza bir merhaba diyerek oturduk.

Menüde sadece pizza var. Italya'dan gelen en taze şarküteri ( guanciale (domuz yanağı), supressata (baharatlı domuz salamı), capicollo (baharatli domuz omuzu) ), dotames sosları ve peynirleriyle bezenmiş çıtır çıtır pizzaları beklerken nefsimizi birer kadeh Montepulciano şarabıyla köreltiyoruz.





Tek fırın ve tek garsonla servis yapan mekandan pizzalarınızı çabucak yiyip çıkmayı düşünüyorsanız, İl Brigante sizlere göre değil. En az 45 dakika bekledikten sonra incecik hamuruyla servis edilen pizzalarımızın kokusunu içimize çekerken bir 45 dakika daha beklemeye göze alabiliyoruz.

Fiyatları 12 ile 18 euro arasında değişen pizzalarala 12 euroluk bir sürahi kırmızı şarap almanız tavsiyemizdir. Unutmadan ekleyelim, yer bulurum diye şansınızı denemek yerine rezervasyon yapmanızda yarar var !

Adres : 14, rue du Ruisseau 75018 // +33 1 44 92 72 15
Benkay – Eiffel'de bir Japon
Uzakdoğu mutfağının popülerliği önü kesilemez bir hızla yükselmeye başladığından beri dünyanın her yerinde olduğu gibi Paris'te de her sokak başına bir Japon, Kore ve Çin restoranı açılmaya başladı. Bu köşe kapma yarışında menülerini Fransız mutfağıyla harmanlayıp “fusion food” tadında sunum yapanlar ve onlara karşı Uzakdoğu yemek kültür ve geleneklerine dört elle sarılanlar var.

Biz bugün Paris'in Japon mahallesi olarak adlandırılan Little Tokyo'dan uzaklaşıp, şehrin en eski, yukarıda bahsettigimiz kategorilerden ikincisine dahil, geleneksel stilde hizmet veren, Eiffel kulesi manzaralı son derece şık restoranı Benkay'a gidiyoruz.




Seine nehri kıyısında yükselen Novotel'in 4. katında bulunan Benkay, daha kapıdan girer girmez klasik ve konforlu dekoruyla bizleri Fransa'dan uzak bir yolculuğa çıkarıyor. İki bölüme ayrılmış (Washoku ve Teppenyaki) geniş salonunda rahatça oturacağımız masalarda da büyüleyici bir Paris manzarasına karşı yerimizi alıyoruz.

Menüsü üç ayrı şef tarafından tasarlanan Benkay, geleneksel sushi seçeneklerinin yanı sıra, demir ızgarada pişirilip servis edilen “teppanyaki” 'de de iddialı. Masaların çevrelediği ızgaralarda soya yağında et, tavuk veya deniz ürünlerini şaşırtıcı bir hızla pişiren şefi izlemek de birazdan tabağınızda son bulacak şovun en çekici kısmı.





Hafif bir öğle yemeği yemek istediğimizden, tecihimizi geleneksel olarak adlandırılan woshoku menüsünden yaptık. 39 ila 56 euro arasında değişen fiyatlarla et, balık veya vejetaryen seçenekleri sunan menüler için hafiften çok leziz ve doygun dememiz daha yerinde olur.

Adres: 61 Quai de Grenelle 75015 // +33 1 40 58 21 26
Restoranın menüsüne buradan bakabilirsiniz : Benkay
Starvin' Joe
Paris'in 11. bölgesinin hareketli ve popüler sokağı Rue de Charonne'un en yeni kiracısı ve hamburgerde en iddialı restoranı Starvin' Joe 'da siparişimizi vermek için sıraya girdik.





Le camion qui fume ve Big Fernand'la Paris'lilerin fast food alışkanlıklarının çehresini değiştiren hamburger restoranlarına yakın zamanda dahil olan Starvin' Joe isminden de anlayacağınız üzere gurulduyan midelerimize ilaç oluyor !

Rakiplerinin aksine hamburger sade ve öz olmalıdır ilkesinden yola çıkarak menüden dekora her şeyi minimal seviyede tutan mekanda sadece 4 çeşit hamburger var. 3 çeşit peynirle (bleu, cheddar, baharatlı cheddar) et veya tavuk hamburgerden seçebilir ya da 1 euro fazla ödeyerek hamburgerinize domuz pastırması (bacon) ekleyebiliyorsunuz.





Rue de Charonne gibi bir sokakta rastlayamayacağınız fiyat/porsiyon dengesi de Starvin' Joe'yu çekici kılan özelliklerinden. 9 euroya patates kızartması ile servis edilen hamburgerinizi mekanda yiyebilir, paket yaptırmak isterseniz de hediye edilen içeceğinizle evinize götürebilirsiniz.

Adres: 42 rue de Charonne 75011
Alis'e Çaya Davetliyiz
Paris sokaklarında uzun bir yürüyüşten sonra akşamüstü çayınızı Alis'in Harikalar Diyarında içmeye ne dersiniz? Eğer bu fikir hoşunuza gittiyse sizleri Le Loir dans la Théière'e davet ediyoruz!




İsmini Türkçeye "Çaydanlıktaki fındık faresi" olarak çevirebileceğimiz kafenin duvarları, Alis'in hikayesindeki fantastik kahramanların resimleri ve Paris sanat hayatının her dönemini yansıtan posterlerle kaplı. Geniş camlı dış cepheden bolca içeri giren güneş ve rahat koltuklarla çevrili masalarla tasarlanmış mekandan bir kere içeri girdiğimizde terk etmesi zor oluyor.

Hareketli ve sevimli Le Loir dans la Théière Marais'nin ünlü falafel restoranlarının boylu boyunca sıralandığı Rue des Rosiers sokağının şamatasından uzak, sakin bir köşesinde bizleri ağırlıyor.

Kafenin çay seçenekleri son derece zengin ama asıl bonus tuzlu ve tatlı tartlar. Mekânın spesyalitesi Everest dağının zirvesini andıran kremasıyla iştahlari kabartan Limonlu Beze.





Bu konforlu ve teatral kafeyi özel yapan bir sebep daha var o da neredeyse bütün kafelerde rastladığımız internet kafe havasından burada eser olmaması çünkü mekân sahipleri kesinlikle ortama bilgisayar kabul etmiyorlar!

Adres: 3, Rue des Rosiers, 75004 // 01 42 72 90 61

Çay çeşitleri 5 euro iken tartlar 9-11 euro arasında değişebiliyor.
Café Coutume Instituutti
Paris'in kahve çeşitleri ve vejetaryen opsiyonlarıyla ün yapmış kafelerinden Café Coutume'ün artık Helsinki'li
bir kardeşi var!




Ekim 2013'te Sorbonne Üniversitesi'ne komşu Finlandiya Kültür Merkezi'nin girişinde açılan Café Coutume Instituutti, şehir merkezinde yüksek tavanlı, bol ışıklı, çalışmaya, okumaya ama aynı zamanda muhabbet
etmeye de uygun bir mekân.

Dekorunu 2012'de Finlandiya'da yılın tasarımcısı seçilen Linda Bergroth'un hazırladığı Coutume Instituutti'de
kahve çok ciddiye alınıyor. Profesyonel tabirle “sızdırma” yani yavaş filtreleme sistemine adını veren, Japonya'dan transfer Chemex sürahilerinde hazırlanan kahveler mekânin spesiyalitesi.




Coutume sadece bir kafe değil aynı zamanda Finlandiya Kültür Merkezi'nin sergi salonu. 70'lerden fırlamış
gibi görünen dış cepheyle tezat oluşturan minimalist kafenin ferah alanı ve yüksek tavanlarından faydalanan
enstitü sık aralıklarla Fin sanatçıların eserlerini sergiliyor.

Café Coutume Instituutti, Saint-Michel çevresindeki turist akınından uzaklaşıp sakin bir kafede soluklanmak
isteyenler için tavsiye edeceğimiz mekânlardan. Enstitünün girişinde Fin tasarımcıların eserlerini
satın alma imkanı sunan butiğe de göz atmanızı öneririz.

Adres: 60, rue des Ecoles, 75005 // 01 40 51 89 09

Salı - Cumartesi: Sabah 9 - Akşam 6
Pazar: Sabah 10 - Akşam 6
Ma Cocotte : Ev Yemeği gibisi yok !
Pazar gününüzde Saint-Ouen bit pazarını gezmek gibi bir planınız varsa, Habitat Vintage'dan sonra uğramanız gereken ikinci adres Ma Cocotte




Tasarımlarıyla uluslararası bir üne sahip olan Philip Starck tarafından düşünülen Ma Cocotte, Saint­-Ouen'in tozlu tezgahlarında yorulduktan sonra soluklanmak için birebir.

Serpette ve Paul Bert çarşılarının arasına konumlanmış restoran iki katlı endüstriyel tarzda bir yapı. Boylu boyunca uzanan terasıyla dikkatimizi çeken Ma Cocotte'un önünden her geçeni içeri davet eden bir havası var. Bit pazarından üstünkörü toparlanmış ama bir şekilde de birbiriyle uyumlu objelerle dekoru tamamlanmış restoran, anneannelerimizin evlerinde görüp de başka hiçbir yere yakıştıramadığımız dekoratif unsurlarla dolu.

Yalnız bizleri maziye götüren dekor değil maharetli şef Yannick Papin'in leziz ev mutfağı tarzındaki menüsü. Menüde şatafatlı ve alengirli isimler yok. Günün yemeği o gün pazardan taze ne alınırsa onunla yapılıyor. Et seçenekleri ise tavuk çevirme veya mısır unlu püre (polenta) ile servis edilen kuzu pirzola; sade ama çok lezzetli!!




Bizler uzun bir yürüyüşten sonra gittiğimiz için nefsimizi tatlı ve kahve ile körelttik. Mis gibi aromalı kahvenin yanında kavrulmuş bademli sütlaç, krem brüle ve rum babaya karşı koyamadık.

Adres: 106 rue des Rosiers, Saint-Ouen (Seine-Saint-Denis) // 01 49 51 70 00

Her gün sabah 8'den akşam 11'e kadar açık.
Caillebotte: Yemek ya da Resim Sanatı
Pigalle’in Amerikalılar tarafından SOPI (South of Pigalle) olarak adlandırılan güney bölgesinde “hip” mekânlar çoğaldıkça gerçek gastronomi arayanların da seçim yapması zorlaşıyor. Biz işinizi kolaylaştıralım: Caillebotte’un usta şefleri Franck Baranger ve Edouard Bobin’in ellerine kendinizi gözünüz kapalı teslim edebilirsiniz.

Caillebotte 19. yüzyılda yaşamış ünlü bir Fransız ressamın adı. Caillebotte’un kreasyonları ve servisi de bu ismi taşıyabilecek kadar sanatsal. Yine aynı bölgede bulunan geçen senenin flaş restoranı Le Pantruche’un sahipleri tarafından açılan Caillebotte, hem menüsü hem dekoruyla Paris’te oldukça ilgi topluyor. Açık mutfakta işleriyle meşgul olan aşçıları ve onların yardımcılarını izlemenin ne kadar zevkli olduğunu iyi anlayan ekip bize bu imkanı sunmuş. Dekor artık hemen hemen tüm müşterilerin tercih ettiği gibi, sade, ferah, aydınlık, ahşap. Ustelik şefler, Fransa hakkında yerleşmiş fikirleri kıracak denli sempatik; siz daha yemeğinizi bitirmeden yüzlerinde büyük bir gülümsemeyle fikrinizi sormaya gelebilirler.





Coğu üç Michelin yıldızlı Le Bristol’da yetişmiş mutfağın kreasyonları olağanüstü: Füme krem Chantilly ile birleşen yaban mantarı püresi, yer elması ve dana etiyle doldurulmuş ravioli, elma kremalı ahtapot, kahve-rezene karışımı sosla süslenmiş istridiye, schnitzel usulü pişirilmiş levrek sadece birkaç örnek. Tatlılarda ise tabir-i caizse neoklasik bir akımı takip ediyor Caillebotte ve klasik tatlıları yeni dokunuşlarla sunuyor. Menüde Fransız klasiği Cikolatalı Mousse var, ama tadım sırasında çok hafif bir patlamış mısır tadı da alabiliyorsunuz. Başka bir örnek de finger olarak adlandırılan bisküviyle yapılmış çok basit bir tatlı, ama şefler bu alışılmış lezzete whiskey-kahveli bir sos ve praline kabukları ekleyerek harika bir sonuç elde etmişler.





Tüm bu lezzetler oldukça uygun fiyatlarda. Antreler 11, ana yemekler 21 euro. Öğle yemeği ise en uygunu; dilerseniz antre/yemek veya yemek/tatlıdan oluşan menüyü 19 euroya tadabilir ya da 49 euro ödeyerek 5 ayrı yemeği deneyebilirsiniz.

Adres: 8, rue Hippolyte Lebas 75009 // 01 53 20 88 70

Saatler: Pazartesiden Cumaya 12.30 ve 19.30 servisleri / Cumartesi- Pazar kapalı
Hamburger Aşkına !!
Henüz sokağın başındayken burnumuza gelen patates kızartması ve ızgarada pişirilmiş köfte kokularıyla başımız dönüyor.

Birazdan Paris'in “en iyi” hamburgecisi olduklarını iddia eden Big Fernand'ın kasketli ve pos bıyıklı delikanlılarıyla karşılaşacağız. Daracık dükkanda işçi arılar gibi hızla dönüp duran bu gençler bizlere el emeği göz nuru “made in France” hamburgerler hazırlamak uğruna kan ter içinde koşturuyorlar. Yöre çiftliklerinden gelen etlerle hazırlanmış köftelere Savoie bölgesinden dağ peyniri ya da Auvergne küflü peyniri eşlik ediyor. Köftelerde dana, kuzu ya da tavuk etlerinden birini seçebilirsiniz ama özgünlük arayanlara kuzu etini tavsiye ediyoruz. Paris'in en iyi fırınlarına sipariş edilmiş ekmeğin arasında ızgara patlıcan, kuru domates yahut tarhun otu ve kişniş ile sunulan bu hamburgerler, Amerikan fast food'unu temsil etmekten çok fransız mutfağını baş tacı ediyorlar.





İlgi çok olunca bu küçük mekan müşterilerini en iyi şekilde ağırlamak için kendi düzenini geliştirmiş. Oturmadan önce elinize tutuşturulan menüden hamburgeriniz hakkında bilgi ediniyorsunuz. Patates kızartması ve içecek ile mekanın özel tariflerinden Le Philibert, L'Alfonce ya da Le Big Fernand'lı bir menü seçebilir, illa özgür takılmak istiyorum diyorsanız kendi hamburgerinizi yaratabilirsiniz. Kararınızı verdikten sonra uzun tezgahın arkasında sizi bekleyen şeflere etinizin nasıl pişirilmesini istediğinizi ve hangi garnitürleri seçtiğinizi söyleyin, iki dakika içerisinde hamburgeriniz işte elinizde hazır!

Fast food tarzında olan Big Fernand'da bütün gecenizi geçirmeyi düşünmeyin. Zaten ellerinde menülerle sıra bekleyen müşteriler arttıkça onları bu harikalardan mahrum bırakmamak için elinizi çabuk tutacaksınız.

Adres: 55, rue du Faubourg-Poissonière 75009 // +33 1 47 70 54 72

http://www.bigfernand.com

Artisan - İçki bir zanaat
Fransa'daki şarap evleri genellikle atıştırmalık konusundaki yaratıcılıklarıyla sınıfta kalmışlardır.

Yaygın olarak şarküteri ve peynir tabağı veya olur da lüks bir yerde iseniz belki üzerine kaz ciğeri sürülmüş bir kaç dilim ekmek ötesine geçemeyen şarap evleri ne yazıktir ki güzelim kırmızı şaraplarını da bu nedenle sunumda boynu bükük bırakırlar.

Son yıllarda birbiri ardına açılan ve çoğunlukla genç şeflerin yönetimindeki yeni akım şarap evleri neyse ki sonunda mutfaklarıyla da dikkatleri çekiyor ve Paris'lileri ilginç menüleriyle şaşırtıyor.

Pigalle'in göbeğindeki Artisan (Zanaatkar) bu modayı takip edenlerden. Özenle yaratılmış ahşap ağırlıklı iç dekoruyla mekânda kedimizi bir zanaatkarın atölyesinde hissediyoruz.





Başarılı Maison Mère restoranının karizmatik sahibi Fédéric Le Bordays tarafından işletilen bu şarapevinde her detay önemli. Oval kesimli antika aynalara mekân genişletilmeye çalışılmışken, arka bölümde kalan gizli odada ise büyük vitrindeki zanaatkar aletleri bizleri samimi bir ortama sokuyor.





Mekânin en ilgi çekici kısmı olan menüsüne gelirsek: iki haftada bir değişen menüde bu hafta bizi bekleyen lezzetler arasında sarımsaklı yoğurt ile süslenmiş turp, pancar ailesine dahil kök sebzeler, trüf mantarıyla sotelenmiş keçi peyniri, patlıcanlı bruschetta ve şarapevlerinde görmeye alışık olmadığımız kadar fazla balık çeşidini sayabiliriz. Bu arada unutmadan ekleyelim, şaraplarin hepsi organik; dilerseniz şarap uzmanlarının son yıllardaki tutkusu biodinamik çeşitlerden de sipariş edebilirsiniz.

Yemek sonrası bir içki için de ideal Artisan; rengarenk ve bol aksesuarlı stili ile moda ikonu olan ünlü ressam Frida Kahlo gibi giyinmiş barmenler, Artisan'in sahibi Le Bordays'in kendi yazdigi kokteyl kitabından lezziz kokteyller sunuyor.





Paris'te servis için oldukca geç sayılabilecek geceyarısına kadar son mutfak siparişlerini alan mekân Salı'dan Cumartesi'ye akşam 7'den sabah 2'ye kadar açık. Pazar günleri 12.00 - 4.00 arası brunch'lari da şimdiden meşhur olmuş. Unutmadan ekleyelim mekân rezervasyon almıyor.

Adres: 14 rue Bochart de Saron 75009 // +33 1 48 74 65 38
Kutsal Göbek
Avusturalya göçmeni Fransız bir çiftin Ekim ayında açtığı Holybelly, Canal Saint Martin çevresine toplanan hipster mekanlar arasında en yenilerden !



İsminden de anlaşılacağı üzere Holybelly midenize ziyafet çektirecek kalitede. Menüsünde taze çekilmiş kahve çeşitleri, mevsim sebze-meyveleriyle hazırlanmış kahvaltı ve öğle yemekleri göze çarpanlardan. Otlu omletler, yanyana görmeyi aklımızdan geçirmeyeceğimiz kuşkonmaz-badem-kepekli pirinç gibi lezzetleri bir araya getiren salatalar öğle yemeklerinde sandwich ve koladan sıkılanlara cazip seçenekler sunuyor.



Paris'te kahvaltıda kruvasan, tereyağı ve espressodan başka alternatif bulmakta zorlanabilirsiniz. Holybelly bu durumun panzehiri! Kahvenizi Güney Amerika, Asya ya da Afrika'nin bir yöresinden tercih ederken, organik olarak hazirlanmis pancake'inizi kızarmıs yumurta ya da mevsim meyveleri ile hazirlanmıs marmelat ile seçebilirsiniz.







Işığın ve ahşabın bol olduğu mekan dinlenip rahatlamak için ideal. İki kahve arasında canı sıkılanlar ise orijinal makinesinde Monster Bash oynayabilirler. Eğer yemeğinizin sonunda halen midenizde boşluk hissediyorsanız, Holybelly ile aynı sokak üzerinde iki dükkan ileride bulunan Tuck Shop'dan alacağınız bir dilim kek veya Amerikali vejetaryen şef Bob'un ünlü meyve sularından biriyle yemeğinizi tamamlayabilir, Canal Saint-Martin'in tadını çıkarabilirsiniz.



Holybelly Salı-Çarsamba hariç her gün sabah saat 9 ile akşam 6'ya kadar açık. Mutfak 3'te kapanırken kahve servisi devam ediyor. Cumartesi ve Pazar günleri ise servis sabah saat 10'da başlıyor.





Adres: 19 rue Lucian Sampaix 75010

http://holybel.ly/
Chéri Bibi
Sacre-Coeur katedralinin hüküm sürdüğü Montmartre tepesinden aşağı, kıvrıla kıvrıla inen Afrika kuaförleriyle sıralanmış sokakların sonunda kendinizi André Del Sarte’ta, 18. bölgenin karmaşasının ortasında bir Fransız mutfağı vahası olan Chéri Bibi‘de bulursunuz.





İsmini polisiye roman yazarı Gaston Leroux‘nun 1913 yılında yayınlanan ”Première Aventures de Chéri-Bibi” hikayelerinin ana kahramanından alan restoran aslında basit bir mantıkla işliyor: 26 euroya antre + ana yemek, 29 euroya ise antre+ana yemek+tatlı menülerinden birini seçerek şefin ruh durumuna göre hazırladığı menünün tadına bakıyorsunuz.





Chéri Bibi’de üzerinde durulması gereken yemeklerin sunumu ya da dekorun sofistikeliği değil. Şef günlük, taze mevsim sebzelerinden, özenle seçilmiş et ve balıklardan sade fakat son derece lezzetli kreasyonları masanıza getiriyor. Son derece turistik olan bu bölgede modern Fransız mutfağının örneklerini tatmak isteyenler için ideal. Servis güleryüzlü, özel istek ve tercihlerinize uygun olarak menüde değişiklik yapmaya hazırlar.

Geniş camlı cephesiyle sizi içeri davet eden restoranın müşteri profili genç, ambiansı rahat ve sevimli. Evinizin rahatlığında yemeginizi yermiş gibi yüksek sesle konuşup gülebilir, dilerseniz sandalye yerine rahat koltuklara yayılabilirsiniz. Epey popüler olan bu mekâna gelmeden rezervasyon yapmanızı öneririz

P.S. : Ne yazık ki Chéri Bibi kısa bir süre önce kapanmış, umarız yakın zamanda tekrardan hizmete açılır.

Adres: 15, rue André Del Sarte 75018 // +33 1 42 54 88 96
Yoom: Ipek Yolu’nda Yolculuk
Macau mutfağını çok sık tatma fırsatınız olmamıştır diye düşündüğümüzden sizleri bu sefer Yoom‘a davet ediyoruz.
Uzak doğu kültürüne aşina olanlara “dim sum” isimli spesyalite yabancı değildir. Dim Sum içi et, sebze veya balık çeşitleri ile doldurulmuş ve buharda pişirilmiş, bir lokmada yutulacak şekilde sunulan, görünüşü ravioliyi andıran bohçalara verilen addır.




Paris’in 9. bölgesinde, üzerinde sağlı sollu sıralanmış gastronomi dükkanlarıyla ünlü rue des Martyres üzerinde bulunan Yoom, yüksek tavanlarından sarkan camdan Çin fenerleri ve tarihe sadık mutfak yorumuyla bizleri Ipek Yolu’da gezdiriyor. Dim sum da aslında bize geçmişten gelen bir yiyecek; Ipek Yolu üzerinde ticaret yapan yorgun gezginlere çay eşliğinde sunulan bu toplar, onların soluklanmalarını ve enerji depolamalarını sağlarmış.





Yoom, dekora modern öğeler eklemeyi de unutmamış. Menü ve tabak tasarımlarındaki komünist Çin propaganda estetiği gözümüzden kaçmayan detaylardan.

Öğle ve akşam olmak üzere iki servis açan restoran Paris’te nadir rastlanan vejeteryan seçeneklere de sahip iken bizlerin favorisi Ermeni mutfağının ünlü mezesi topik’e benzettiğimiz ızgarada pişirilmiş sebzeli Baozi.

Adres: 20 Rue des Martyrs, 75009 Paris, Fransa (ikinci şube: 5, rue Grégoire de Tours 75006 Paris) // +33 1 56 92 19 10

Fiyat: Öğle menüleri 15 €, Vejeteryan menü 20 €, 2 veya 3 porsiyonluk dim sum: 5-7 €
Paris’in Kış Bahçesi: Bar 8
Dünyanın en lüks otel zincirlerinden Mandarin Oriental nedense Paris’e epey geç geldi fakat 2011’de açıldığı andan itibaren Michelin yıldızlı restoranı, zevkli bahçesi, Bar 8’iyle şehrin gastronomik yaşamında kendine sağlam bir yer edindi.

Bar 8, bu beş yıldızlı otelin bar ve bahçesinin adı. Rue Saint-Honoré’de alışveriş yaparken, ünlü pastanelerin çikolata ve makaronlarını deneme peşinde koşarken ya da sadece vitrinlere göz gezdirirken gözünüzden kaçmayacak dev kapılardan giriliyor Mandarin Oriental’e. Hemen sol tarafta küçük bir girişin ardında Paris’in nadir güzellikteki iç bahçelerinden biri bekliyor sizi.





Barın menüsündeki kreatif kokteyllerden fesleğenli limoncello, çilek ve şampanya karışımı “J’aime Paris 2.0” (Paris’i seviyorum) ve Mandarin Oriental’in Asyalı yüzünü yansıtan yuzu’lu, yasemin çaylı ve ev yapımı bal şuruplu “Home-Made Honey” ye biz ölüp bittik!

Yine fesleğen bazlı, Cin, St-Germain likörü ve limonla yapılan, rengine bakıldığında çok iştah açıcı görünmeyen fakat tadına doyum olmayan “Benim Yeşil Gözlü Sevgilim” (My Green Eyed Love) da ilginç bir opsiyon olabilir. Whiskey severlere ise Iskoçya’dan upuzun bir seçim listesi sunuluyor.





Kokteyllerin yanında ikram edilen ki bizce bar kültürünün büyük parçasını oluşturan yiyecekler de şahane: Truf mantarı soslu fındık ve Fransa’da nadir bulunan kabuklu bademe doyamayacaksınız.

Bütçenizi aşmak istemiyorsanız daha uygun fiyatlı çaylar veya kahvelerden seçerek kış günlerinde de bile sıcacık bu bahçenin tadını çıkarmaya bakın!

Adres: 251 Rue Saint-Honoré 75001 // +33 (0) 1 70 98 78 88

Fiyat: Çay-kahve 10€, Kokteyller 26€

http://www.mandarinoriental.com/paris/fine-dining/bar-eight/
Wok Ateşinde
Paris’e gelip ille de her akşam Fransız bistrolarında yiyeceğim demiyorsanız sizleri Paris’in Japon mahallesine götürüyoruz.

Opera, Pyramides ve Palais Royal mahalleleri arasında 1960′lardan itibaren Japonların atölyelerini açmak için seçtikleri bu bölgede kısa zaman içinde Little Tokyo adını alan Paris’in en büyük Japon mahallesi kuruldu.

Japon mahallesinin en büyük iddiası ise boylu boyunca Saint Anne sokağında sıralanan lokantalarda servis edilen yemeklerin Paris’in diğer bölgelerinin aksine has Japon mutfağından gelmesi.

Bizler yönümüzü aile işletmesi olan Hokkaido‘ya çeviriyoruz. İsmini Japonya’nın en büyük ikinci adasından alan restoranda anneanneden dayıya bütün ailenin çorbada tuzu var. Restoranın orta bölümüne kurulmuş açık mutfakta her şey gözlerinizin önünde pişiriliyor. Her türlü baharat ve kızartma kokusunun birbirine karıştığı mekanda dev wok tavalarda havalara atılıp tutulan “Yakisoba” ’lara elde açılmıs “Gyoza” ’lar eşlik ediyor.





Kapısında her daim kalabalık bulunan Hokkaido, ne yazık ki rezervasyon kabul etmiyor. “İrashimase” diyerek sizleri içeri buyur eden aile fertleri birazdan ziyafetini çekeceğiniz yemeklerle az önce yağmur altında beklediğiniz dakikaları unutturuyor.

Adres: 14, rue Chabanais 75002 // +33 (0)1 42 60 50 95

Fiyat: Menüler 11€, Gyoza 5,5€
Buenos Aires’den Sıcak Sıcak
Clasico Argentino, dünyayı mesleklerinden ötürü gezdikten sonra Paris’te buluşan iki Arjantinli’nin memleket özleminden doğmuş projesi.

Fotoğrafçı Enrique Zanoni ve usta şef Gaston Stivelmaher yıllar sonra Paris’te karşılaştıklarında Arjantin’in yemek kültürünü tanıtma adına beraber bir şeyler yapacaklarını biliyorlardı. Her ikisi de uzun bir süre boyunca Arjantin mutfağını Avrupa’da ayrı ayrı temsil ettikten sonra Paris’in ilk empanadas ve helados restoranını Le Marais bölgesinde açtılar.



Fransa için baget ekmek ne ise Arjantin için empanadas o. Güney Amerika ülkeleri için bilinen bir yemek olan empanadası bizdeki poğaça ile karşılaştırabiliriz. Clasico Argentino’da 8 farklı iç malzemesi ile servis edilen bu minik poğaçalar için etli, peynirli ya da vejetaryen seçenekleri var. İç malzemesi değişik her empanadas için farklı kenar kapama motifleri geliştiren restoran, siparişinizi rahat tanımanız için tepsinizin yanında minik bir harita getiriyor. Kendi zevkimize göre oluşturduğumuz tabaklarımızın yanında güzel bir roka salatası da mekanın ikramı




Kişi başına 4 empanadas’ın yetip de arttığı restoranda yemeği tatlı ile bitirmek isteyenlere tamamen doğal ürünlerle üretilen ve şef Stivelmaher’in tarifini sır gibi sakladığı kremamsı Arjantin dondurması helados’u öneririz.

Öğlen menüleri 12,90 euro (3 empanadas, tatlı ve içecek) olan Clasico Argentino’da akşam yemeği kişi başı 20-25 euro.

Adres: 56, Rue de Saintonge, 75003 // +33 1 44 61 00 56

2. Adres: 217, rue du Faubourg Saint Antoine 75011

http://www.clasico-argentino.com/
La Dame de Pic: Maça Kızı
Paris’in kadın bir şefin ellerinden çıkma, Michelin yıldızlı yeni bir gurme restoranı var, La Dame de Pic.



Anne-Sophie Pic 120 senedir aşçılık yapan bir ailenin en genç mensubu; aynı zamanda üç yıldızlı bir Michelin restoranın başında bulunan tek kadın aşçı.

Restoranının adı Pic’in soyadı üzerinden bir kelime oyununa dayanıyor; La Dame de Pic Türkçede “Maça Kızı” anlamına geliyor. Pic’in mutfağı son derece yenilikçi, sofistike ama bir o kadar da ulaşılabilir. Yarattığı tariflerde egzotik öğeler kullanmıyor Pic; bezelye, greyfurt, yumurta hatta tereyağı gibi bilindik, alışıldık tatları konuklarına farklı kombinasyonlarla sunuyor.

Siparişinizi vermeden önce fırından yeni çıkmış ve üzerine kahveli tereyağı sürülmüş ekmekler karşılıyor sizi. Menu seçiminizi kolaylaştırmak için, üç adet parfüm deneme çubuğu geliyor, herbiri seçme opsiyonunuz olan üç ayrı menünün kokularını taşıyor. Michelin yıldızlı bir restorana göre ekonomik addedilebilecek bir menüsü de mevcut La Dame de Pic’in.



Sanırız sırf Fransızların ustası olduğu sade ama sofistike dekor sanatını görmek için bile Anne-Sophie Pic’in restoranına gitmeye değer. Rezervasyon kesinlikle zorunlu, hatta mümkünse bir hafta öncesinden aramanızı öneririz.

Adres: 20, rue de Louvre, 75002 // +33 1 42 60 40 40

Fiyat: 3 menü mevcut. 79-100-120 euro. Öğlen menüsü 49 euro.

http://ladamedepic.fr/
Eski Bir Bistro Iken …
Türk mahallesinin göbeğinde, sağlı sollu çorbacı ve kebapçılarla çevrili Chez Jeannette‘yiz. Son yıllarda çehresi hızla değişen göçmen mahallesi Strasbourg Saint Denis’de Fransız bistro karakterini koruyabilmeyi başarmış tarihi bar/restoran bugün artık her kültürden ziyaretçiyi ağırlıyor.





Belki hiçbir öğesi hakkında ozenle seçilmis yorumunu yapamayacagımız ama bütüne bakildiginda kendine özgü stilini oluşturabilmiş Chez Jeannette’in merkezdeki büyük bar tezgahının çevresinde toplanmış formika masalarında günün her saati yemek ve içecek servisi yapılıyor. Chez Jeannette’te hemen hemen her bistroda rastlayabileceğiniz ana yemekler mevcut ama ısrarla tavsiye ettiğimiz "salade végétarienne" menüde ilk sırayı almaya aday.





Haftasonları mahalleli boboların (bohem burjuva) yanı sıra Paris’in bütün bölgelerinden gelenlerle cıvıl cıvıl bir ortam olusuyor. Aralıklı zamanlarda DJ’lerin konuk olduğu Chez Jeannette Paris’te Paris’li bir gece geçirmek isteyenlere ideal seçeneği sunuyor.

Adres: 47 rue du Faubourg Saint-Denis 75010 // +33 1 47 70 30 89
Dumanı Tüten Kamyon
Fransızları beş yıldızlı restoranlarını bırakıtırıp sokaklara düşüren kamyon.

Amerikalı şef Kristin Paris’te aldigi gastronomi eğitimi sırasında, Fransızların tutucu bir yemek kültürüne sahip olduklarının farkına varmasıyla Le Camion qui fume projesini hayata geçirdi. Başlangicta bir çok zorlukla karşılaşmış olsa bile Le camion qui fume artık sıkı takipçileri olan bir marka haline gelmeyi başardı. Bugün Paris’in “street food” kültürünün çehresini değiştiren şef aynı zamanda küresel yemek alışkanlıklarına çok da sıcak bakmayan Fransızlara Amerikan fast food’unu kraliçesi hamburgeri sevdirdi.

Tamamiyle temel malzemelerden yaratılan “burger” menüsü 8 hamburgeri geçmiyor. Her şey olması gerektiği sadelikte ve lezzette. Orta derecede pişmiş köfteler üzerine Ingiliz çedarı, taze domates, soğan ve salata gelince elinizde nasıl tutacağınızı bilemediğiniz lezzet bombası Le Classique ortaya çıkıyor. Gözünüzün önünde pişirilen köftelerin kokusu sayesinde tek bir hamburgerle yetinemeyeceğinizden, sizlere Le Classique kadar leziz olan Barbecue’yu yanında taze kızartılmış patateslerle denemenizi tavsiye ederiz. Tabi bir de üstüne ev yapımı chessecake’i de alırsanız komboyu tamamlarsınız.

Haftanın her günü Paris’in farklı bir mahallesine konuk olan kamyonu internet sitesinden takip edebilirsiniz. Ellerindeki stok sayısına göre hamburger servisi yapan kamyon için en az 2 saat kuyrukta beklemeyi göze almanız gerekiyor. Zaten gelen kokulardan zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız bile.

www.lecamionquifume.com
Paris’te miyim Marsilya’da mı?
Le Marais bölgesinin turistler tarafından zapt edilmemiş nadir, bol ağaçlı, bol gölgeli bir köşesinde bulunuyor Chez Janou. Parizyen bir restoran değil geleneksel brasserie’lerden değil, Marsilya usulü bir sokak kahvesi hiç değil ama hepsinin bir karışımı.




Fransa’nın güneyinde görmeye alışık olduğumuz sıcak renkler ve 60’li yılların vintage posterleriyle konuklarını sıcak bir ortamda ağırlayan Chez Janou’nun menüsünde 100’u aşkın Pastis ve Absinthe çeşidi bulunuyor. Yemekler Güney esintili; Fransa’nin ünlü sebze türlüsü Ratatouille, soğuk domates çorbası Gazpacho, zeytin ezmeli bruschetta’lar ve istiridye gibi deniz mahsulleri ön planda. Tatlı olarak Çikolatalı Mousse sipariş ederseniz, ne olduğunu söylemeyelim, sizi bir sürpriz bekliyor.

Chez Janou’da müşteriler gürültülü, neşeli, hallerinden memnun, garsonlar ise Güney’deki meslektaşları gibi; çok hızlı hareket etmiyorlar ama yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle sizinle dilediğiniz kadar sohbet etmeye hazırlar. Özellikle dışarıda bulunan masaları son derece popüler olan Chez Janou’ya gitmeden önce rezervasyon şart.




Adres: 2, rue Roger Verlomme 75003 // +33 1 42 72 28 41

www.chezjanou.com
Hello Africa tell me how you’re doin
Canal St. Martin kıyısında dışarıda ne sebeple bekledikleri belli olmayan bir kalabalık görürseniz bilin ki Le Comptoir Géneral‘in kapısındasınız.




Yüksek duvarlarla çevrili bir avlunun derinliklerine kurulmuş mekanı belli bir kategoriye sokmak zor. Haftanın neredeyse her günü farklı bir etkinliğe ev sahipliği yapan Le Comptoir Général bizleri içeriye girdiğimiz anda zaman ve mekanın var olmadığı, tasviri zor bir dünyaya sokuyor.

Afrika ülkelerinin tahtından edilmiş yenik başkan portreleriyle süslü koridorda ilerledikten sonra devasa bitkilerle istila edilmiş ana salona varıyoruz. Mekânın sanat yönetmenliğini yapan Secousse grubu Le Comptoir Général’i tasarlarken ghetto tarzını yansıtmaya çalıştıklarını belirtiyorlar. Terk edilmiş eski nesnelerle tamamlanmış mekanda ayni zamanda minik bir vintage dükkanı, sıkça değişen menüsüyle bir kantin, kitap alim ve satımı yapılan bir kütüphane ve Afrika’dan getirilmiş, belki de hayatınızda hic görmediginiz objelerden oluşan bir büyücülük müzesi var.

Ambiyans bu kadar salaş olunca fiyatları da ona göre. Kokteylerin fiyatları 5 -7 euro arasında degisirken yemekler ise 10 - 12 euro.



Paris’in gri havasından kaçmak isteyenlere tropikal çözüm!

Adres:
80 Quai des Jemmapes 75010 // +33 1 44 88 24 46

www.lecomptoirgeneral.com
Paris’te futuristik bir bilim kurgu filmi
Paris’in en pahalı caddelerinden Champs-Elysées’ye on adım uzaklıkta açılan, şehrin en yeni bar-restoranı Miss Ko, yine Philip Starck’in elinden çıkma bilim kurgusal, futuristik yeni bir dünya.




Ridley Scott’un kult filmi Blade Runner’dan etkilenerek uyarlanmış dekor mekânın en iddialı olduğu alan. Daha kapısından içeri adım atmadan Tokyo ambiyansını hissettiren restoranın bar tezgâhı, her birinde farklı bir Japon tv kanalı açık olan onlarca hatta yüzlerce küçük ekranla kaplı. 60 saniyede bir ise dev bir kırmızı ejderha süzülerek ve kuyruğunu sürüyerek içkinizin altından geçiyor.




Duvarlar el yapımı Japon çizgi romanı esintili resimler ile kaplı. Freskler, akvaryumlar, Origami objeleri, tavandan sarkan sarı dev bir çaydanlık, tersten asılmış şemsiyeler, karmakarışık renkler sizi Champs-Elysees’nin turistik havasından çıkararak neredeyse bir sanat enstalasyonunun içine atıyor.




Triangle D’or (Altın Üçgen) denilen bölgede bulunan mekan iş çıkışı bir içki içmek ya da yemek yemek isteyenlerin akınına uğruyor. Bar için rezervasyon gerekmese de, Japon mutfağı ağırlıklı restoran için şart!

Adres: 49-51 Avenue George V 75008 // +33 1 53 67 84 60

www.miss-ko.com
Maria Luisa
19. yüzyıl ortalarında Paris’e içme suyu temini için açılan Canal Saint Martin kıyısına
yakın kurulmuş, hafif antrepodan bozma mekan Maria Luisa’dayız.

Sıvasız duvarları, mumlarla süslenmiş endüstriyel tarzda masaları ve yüzde yüz İtalyan personeliyle, Maria Luisa’da nerede olduğunuzu unutuveriyorsunuz. Akdeniz havasının rahatlığının her yerde hissedildiği restoranının menüsünün yıldızı, Paris’te ender yiyebileceğiniz beyaz pizza (pizza blanche). Domates sossuz yapılan bu pizzalardan, üzeri bol taze rokalı Rucola ise favorimiz




Açıldığı günden beri önemli gastronomi dergilerinde kendinden bahsettiren mekan için önceden rezervasyonunuzu yaptırmayı unutmayın. Son dakika karar verenler ise üzülmesinler; yaklaşık 40 dakikalık bekleme süresini restoranın hemen karşısındaki cıvıl cıvıl mahalle barında geçirebilirler.

Yalnız dikkat; pizzayi çok kaçırıp Maria Luisa’nin ev yapımı tiramisusuna yer bırakmazsanız pişman olursunuz. Bu İtalyan şölenini en iyi şekilde sonlandırmanız içinse tavsiyemiz minik bir bardak Limoncello.

Adres: 2, rue Marie et Louise 75010 // +33 1 44 84 04 01
Fiyat: Pizzalar 11€-15€ arasi,
Pierre Sang in Oberkampf // Top Chef’in Yıldızı ve Menüsüz Restoranı
Pierre Sang Boyer, Fransa’nın en ünlü yemek programlarından Top Chef’in yıldızlarından. Boyer geçtiğimiz günlerde Paris’in gastronomik açıdan en hareketli mahallerinden Oberkampf’ta minimalist, menüsüz restoranını açtı.





Menüsüz sözünden kastımız şu; üzerine karar verdiğiniz tek konu kaç yemeğin tadına bakmak istediğiniz. Öğlen servisinde 2 tabak 20 €, 3 tabak 25 €, 4 tabak 35 € tutarında. Örneğin 3 tabak seçip bir antre, bir ana yemek, bir de tatlı veya peynir siparişi verebilirsiniz. Fakat daha sonra tamamen yıldız şefin ellerindesiniz!

Yapmanız gereken tek şey garsona bir alerjiniz varsa ya da vejetaryen / vegansaniz belirtmek. Gerisini mutfaktakiler halledecek.

Biz sürpriz yemeklerimizden inanılmaz memnun kaldık. Fırında kızarmış turp, shitaki mantarı püresi, yer elmalı midye gibi lezzetleri tadarken ünlü şefimize minnettardık.

Restoran epey küçük ve rezervasyonsuz çalışıyor. Upuzun mutfakta gözünüzün önünde pişen yemekleri yakından izlemek için kontuara da geçebilirsiniz. En güzeli ise hemen ertesi günü bile gelebileceğinizi bilmek; menü yok, yarın başka sürprizler var!

Adres: 55, rue Oberkampf 75011

Web sitesi:http://pierresangboyer.com
Yemek Pisirmeyen Restoran Cru
Le Marais’nin Arnavut kaldırımlı labirentimsi sokaklarından birinde, ağaçların arasında beliren bu restoranda yemek pişirilmiyor çünkü menüdeki seçeneklerin büyük çoğunluğu çiğ!

Çiğ dendiğinde kesinlikle sıkıcı, tatsız tuzsuz bir menü canlanmasın gözünüzde. Değişik soslarla marine edilmiş deniz ürünleri, incir püresi ile doldurulmuş burrata peyniri, ton balığı bazlı tartar ve vejetaryenler için pek çok meze tipi opsiyon menüde mevcut. Fotoğrafta görünen ise yüzde yüz vejetaryen bir tartar!



Hala ikna olmayanlar için menüde birkaç pişmiş seçenek de bulunuyor ama hepsi kilo aldırmayan, ekolojik ürün bazlı yiyecekler. Paris’in lezzetli fakat ağır soslu etlerine ve her yemekle bolca servis edilen patates kızartmalarına ara vermek isteyenler için muhteşem bir seçim Cru. Marais’nin Seine nehrine yakın tarafında trafik gürültüsünden uzak bir avluda dinlenme imkânı vermesi de artı puanı.

Adres: Village Saint-Paul, 7 Rue Charlemagne 75004 // 01 40 27 81 84

http://www.restaurantcru.fr/

Fiyat: Antre + Yemek: 30-40 €
39 V
Otuzdokuzbeş. Paris’in en önemli caddelerinden Avenue George V girişli, gizli bir restoran. Minik bir kapı, ardında kocaman bir avlu, sizi güleryüzle karşılayan ve asansöre yönlendiren bir hostes, 6. Kata varış ve Paris gökyüzü altında bir aksam yemeği.





39 V bu asla kitsch’e kaçmayan romantik Paris ambiyansını modern bir tasarımla sunmayı başarıyor. Restoran 360 derecelik bir alanı kaplıyor ve açık mutfak prensibine göre dizayn edilmiş. Başarılı menüde hem dana ve ördek eti gibi klasik Fransız tatlarını hem de şefin Neoklasik olarak adlandırdığı, bir iki değişiklikle modernleştirilmiş seçenekleri bulmak mümkün. Örneğin burada kuşkonmazlı dülger balığı ya da limonlu sufle gibi ilginç lezzetleri deneyebilirsiniz. Geçtiğimiz sene 1. Michelin yıldızını kazanan 39/V’in fiyatları da diğer Michelin restoranlarına kıyasla oldukça uygun.

Eğer şansınız varsa ve hava güzelse, terasta bir kokteyl içmeden ve Eyfel kulesi manzarasının tadına varmadan eve dönmeyin deriz.

Adres: 39, Avenue George V 75008 // 01 56 62 39 05

http://www.le39v.com/

Fiyatlar: Öğle yemeği fiks menü 40 € + İçki
Aksam yemeği fiks menü 85 € + İçki
Hakkımızda
İletişim
Instagram