Mimarizm'den
Geçtiğimiz günlerde mimarlık ve tasarım platformu mimarizm, sitemizde yayınladığımız Jean Nouvel'in son eseri Philharmonie de Paris yazımıza yer verdi.


Yazıyı buradan okuyabilirsiniz


Kendilerine bu güzel paylaşım için çok teşekkür ediyoruz.

Fête de la Musique
Yılın en uzun gününü müzik ve dans ile kutlamaktan daha eğlenceli ne olabilir?

Bunun cevabını en güzel Fransızlar verebilir. Onlar için 21 Haziran, sadece yazın başlangıcı sayılan gündönümünden çok sabahlara kadar sokaklarda dans edilen Fête de la Musique’i (Müzik Bayramı) çağrıştırır.





1981 senesinde Fransa’da dönemin kültür bakanı Jack Lang ve besteci Meurice Fleuret’nin fikir babalığını yaptığı Fête de la Musique bugün Avrupa’nın neredeyse bütün ülkelerinde kutlanıyor.

Resmi olarak 1983 senesinde kutlanılmaya başlanan bayram, neredeyse yarısı bir müzik enstrumanı ile ilgilenen Fransız gençlerinin performans imkanlarının yetersiz olmasından şikayet etmeleriyle ortaya çıkıyor. Şehirdeki her köşe başının şov sahnesine dönüstürüldüğü Fête de la Musique’te sabahın erken saatlerinden gecenin en geç saatlerine kadar Paris’te (ve tabii ki birçok şehirde) her tür müziği duymak mümkün. En amatör lise gruplarıyla, konserlerine aylar öncesinden bilet aldığımız önemli müzisyenleri bir günlüğüne de olsa bir araya getirmeyi başaran bu bayram Avrupa’nın en önemli kültürel organizasyonlarından biridir.





Her sene daha da çeşitlenen müzik programını kültür bakanlığının sitesinden takip edebilirsiniz :

http://fetedelamusique.culturecommunication.gouv.fr/
Philharmonie de Paris // Nouvel'in çilesi
Sanata erişimi farklı sosyal sınıfların hizmetine açmak için Paris'in "posh" mahallelerinden uzaklaşmayı hedef alan birçok proje Paris belediyesinin gündeminde çoğu zaman baş sıradadır. Paris'in merkez mahallelerinde (arrondissement) yuzyıllar içerisinde yoğunlaşmış opera, konser salonları,müze ve sanat galerileri konumları gereği elit bir sınıfa hizmet etmiş, Paris'i çevreleyen (çoğunlukla kuzey) mahalle sakinlerinin ilgilerini çekmeyi başaramamıştır. Gittikçe daha kozmopolit bir profil çizen Paris'in son hedefi aktif sanat hayatını şehrin merkezinden alıp kültürel dokusu daha hareketli mahallelere götürmektir.

Bu nedenle 1980'lerin başından itibaren, belediye ve kültür bakanlığı dünyaca ünlü mimarlara uluslararası önemde yapıların inşaatını teslim etmiştir. Büyük değişim 19. arondismanın göbeğindeki Vilette parkından başlamıştır. Eski bir kesimhane olan La Grande Halle de la Vilette ve Vilette parkı günümüzdeki düzenleme ve görünümüne 1983 yılında ünlü mimar Bernard Tschumi sayesinde kavuşmuştur.

Bu büyük değişimin devamında Pulitzer ödüllü mimar Christian de Portzamparc'ın 1995 senesinde açılan Cité de la Musique'i ile yeni bir kültürel hayata başlayan park, 2015 senesinde yine Pulitzer ödüllü mimar Jean Nouvel'in Philharmonie de Paris yapısıyla Avrupa'nın en önemli kültürel sitesi haline gelmiştir.





Vilette parkına son katılan Philharmonie de Paris, yapımına başlandığı tarihten açılışındaki ilk konserine kadar mimarı Nouvel'in gerek tasarımı gerek inşaatındaki problemleriyle döneminin en çok konuşulan yapısı olmuştur. Kültür Bakanlığı ve Paris belediyesinin organize ettiği yeni filarmoni binası yarışmasında 98 proje arasından sıyrılıp kazanan Jean Nouvel, 2009 yılında başladığı projesinin bu kadar çok sorun çıkaracağını bilseydi tahminimizce bu işe hiç girişmezdi. 390 milyon euroluk bütçesi (izin veriln bütçe 170 milyon euroydu) ile dünyanın en pahalı filarmoni binası olan yapının inşaatı, çıkan anlaşmazlıklardan dolayı 2010 senesinde 1 seneliğine durdurulmuştur. Sadece bir konser salonu olarak tasarlanmayan yapı büyük sergilere ev sahipliği yapacak kapasitede sergi salonuna da sahip. Dış cephesi 34000 geometrik kuş figürüyle kaplı devasa bir mozaikten oluşan Philharmonie de Paris aynı zamanda geceleri cephesine konser ve sergi programlarının yansıtıldığı bir yüzeye de dönüşüyor.





Yapının en çarpıcı kısmı ise 2400 koltuklu La Grande Salle'i. Yine Fransa'nın en büyük klasik müzik konser salonu olan mekan, gerçek üstü iç balkonları, asimetrik bir montaj içerisinde akustik ayarlı geometrik ve hareketli oturma yapılandırmaları ve dev yüzer panelleri ile bizlere bulutların üzerindeymişiz hissi veriyor. Akustik uzmanı Sör Harold Marshall tarafından düşünülen iç mekanda ses düzeni o kadar mükemmel ki salonun neresinde oturursanız oturun sanki sahnede müzisyenlerle berabermişsiniz gibi yakın hissettiriyor.












Jean Nouvel 14 Ocak 2015'te açılış konserine her ne kadar protesto nedeniyle katılmamış olsa da bizler kısa süre önce muhteşem bir konser deneyimi yaşadık ve sizlerin de böyle bir şansı kaçırmamanızı şiddetle tavsiye ediyoruz.

Adres: 221 Avenue Jean Jaurès 75019

Web sitesi: http://philharmoniedeparis.fr/en
Maison Européenne de la Photographie
Le Marais bölgesine gelmişken Rue des Rosiers sokağında sıralanmış falafel lokantalarında karınlarımızı doyurduktan sonra güzel bir fotoğraf sergisi gezmek istemez misiniz ?

O zaman sizleri Sait Paul metro durağının hemen arka tarafında konumlanmış Maison Européenne de la Photographie'de bekliyoruz.





1978 senesinde dönemin önde gelen aydınlarından Henry Chapier, Jean-Luc Monterosso, Marcel Landowski ve Francis Balagna " Paris Audiovisuel" vakfını kurdular. Ancak, 1980 senesinde ilk uluslararası fotoğraf bienali olan "Mois de la Photo" organize edildiğinde dünya çapında bir şöhrete kavuşacaklarını tahmin etmiyorlardı. Her sene başarılarını kat kat arttıran vakıf yanlarına Paris belediyesinin desteğini de alır. Düzenlenen sergilerin boyutları, konuları ve uluslararası fotoğraf dünyasında edindiği yer büyüdükçe vakıf üyeleri kendilerine sabit bir yer bulmanın vakti geldiğini anlarlar.





Eski adıyla Hôtel Hénault de Cantobre olan yapıya yerleşen Paris Audiovisuelle, 1996 senesinde Maison européenne de la photographie müzesini kurmuş oldu. Çağdaş fotoğrafın önemli temsilcilerinin fotoğraflarını koleksiyonuna katan müzede Duane Michals, Helmut Newton, Alice Springs ve Ralph Gibson gibi fotoğrafçıların eserlerini görebiliriz. Sabit koleksiyonu dışında sıklıkla değişen sergiler sunan müzede aynı zamanda küçük ama zengin bir kitaplık da bulunuyor.

Adres: 5/7 rue de Fourcy 75004

Web sitesi: http://www.mep-fr.org/

Fondation Louis Vuitton

Paris eski belediye başkanı Bertrand Delanoë'nin fikir babalığını yaptiği Fondation Louis Vuitton, sanat ve mimarlık dünyasının sabırsız bekleyişinden sonra kapılarını nihayet 27 Ekim 2014'de bizlere açtı.










1989 yılında mimarlık dünyasının Nobel'i sayılan Prizker ödülünü kazanmış Frank Gehry'nin en son ve ustalık projesi sayılan Fondation Louis Vuitton'un temelleri 2006 yılında atılmış. Louis Vuitton'un CEO'su Bernard Arnault, Gehry ve Delanoë,'nin çabalarıyla hayata geçen proje bugün Paris'in en çok ilgi çeken yapısı.









1860 senesinde 3. Napoléon'un düzenlettiği “Le Jardin d’Acclimatation(İklim Bahçesi)”'un bir bölümüne inşa edilen müze, üzerinde bulunduğu araziyi belediyeden 55 seneliğine kiralamış. 12 cam yelken şeklinde tasarlanan müze yaklaşık olarak 13500m²'lik bir alana inşa edilmiş. Yapımı yaklaşık 8 sene süren müze estetik olarak sınırları zorlayıcı olmasının yanında aynı zamanda doğaya dost bir bina. Her detayının bir fonksiyonu olan müzenin dış cephesi yağmur sularını biriktirip binanın temizlenmesi ve süs havuzlarının doldurulması için planlanmış.

Fondation Louis Vuitton'nun kuruluş amacı, şirketin uzun yıllardır büyük bir gizlilik ile bir araya getirdiği ve çok önemli sanatçıların eserlerinin bulunduğu koleksiyonuna yeni bir “yuva” kurmak. Olafur Eliasson ve Thomas Schütte gibi çağdaş sanatın bilinen isimlerinin eserlerinin sergilendiği müzede aynı zamanda projenin yapım etaplarına ait maketlerin sergilendiği bir galeri de bulunmakta.









Binanın ihtişamından başı dönenlere de müzenin restoranı Le Frank'ta yine Frank Gehry'nin tasarımı uçan balık maketleri altında lezzetli bir aradan sonra müzenin kitapçısına uğramalarını tavsiye ediyoruz.





Adres: 8, avenue de Mahatma Gandhi 75116 // +33 1 40 69 96 00
Web sitesi: http://www.fondationlouisvuitton.fr/
Paris'in Sesi // Faubourg Simone
Yabancısı olduğunuz bir şehri gezerken şehrin yerel halkına biraz da olsa hepimiz özeniriz. Acaba nasıl evlerde oturuyorlar, ne tür restoranlarda yemek yiyorlar, televizyonda hangi programları izliyorlar hepimizin cevaplarını merak ettiği sorulardan bazıları. Eminiz ki siz de bir kez bile olsa yoldan geçerken beğendiğiniz bir evin önünde biraz yavaşlayıp içeriye merakla bir göz gezdirmişsinizdir.

O zaman sizleri "Içeride neler oluyor?" merakından birazcık kurtarmak için Paris'in en Parisli radyosuyla tanıştıralım da camlarından gizlice baktığınız evlerin önünde yakalanıp rezil olmayın !





Fransız radyolarındaki sonu gelmeyen reklamlardan ve birbiri ardına tekrar eden şarkılardan sıkılan Stéphanie'nin 2011 senesinde tek başına kurduğu bağımsız bir radyo Faubourg Simone. Tam tamına Parizyen bir kimliği olan bu radyo Stéphanie'nin yanına Nathalie'nin de katılmasıyla bugünkü yapısına kavuşmuş. Sadece internet üzerinden yayın yapan Faubourg Simone, kurucularının da belirttiği gibi etraflarında yeterince iyi müzik duymamanın getirdiği boşluğu doldurmak amacıyla hayata geçirilmiş. “Eklektik” olarak tanımlanabilecek bir türde yayın yapan radyoda jazz müziğinden house'a, chanson populaire'den hip-hop'a her türlü parçayla karşılaşabilirsiniz. Paris'in bu karmaşık metropol yaşam biçimini en başarılı biçimde yansıtan Faubourg Simone aynı zamanda yayın yaptıkları sitelerinde Paris'teki en popüler gece hayatı ve organizasyonların haberlerini de bizlerle paylaşıyorlar.

Paris'in en parizyen radyosu için : http://faubourgsimone.paris/
La Pagode sineması : Paris'te bir Japon
19. yüzyıl ortalarına kadar Orta Çağ şehri görünümünden kurtulamamış olan Paris, Londra'nın gelişimi ve dönüşümünden çok etkilenen imparator Louis-Napoléon Bonaparte (3. Napoléon)'ın emriyle başlayan modernizasyon çalışmaları ile bugünkü görümüne kavuştu.

1852-1870 yıları arasında gerçekleşen bu çalışmaların başında sınırsız yekti ile bulunan dönemin Paris valisi Georges Eugène Haussmann'ın mimari zevki ve kararları daha sonraları “Haussmann stili” olarak adlandırılacak şehircilik yapılanmasına adını verdi. Yuvarlak meydanlardan açılarak ilerleyen geniş caddeleri ve bu caddelerin iki yanına sıralanmış belli bir kat sayısını geçmeyen, uzun balkonlu, kubbe çatılı ve yuvarlatılmış köşeli bınalar Paris'i Avrupa'nın en modern ve şık başketlerinden biri yapmıştı. Imparator her ne kadar şehrin yeni halinden çok memnun olsa da aralarında sanatçıların da bulunduğu halkın büyük bir kısmı Paris'in ruhunun öldüğünü ve her köşe başının birbirine benzemesinden şikayetçiydi.

Baron Haussmann stili Paris'i ele geçiredursun, arada tek tük de olsa sıradışı egzotik zevklere sahip kişilerin inşa ettirdiği yapılar yerel halk için günlük yürüyüşlerinde karşılarına çıkan hoş süprizler haline geldiler.

Rue de Babylone üzerinde bulunan La Pagode da bizleri Paris'e hakim olan mimariden bir nebze uzaklaştırabilecek özgünlükte.





1896 senesinde, Paris'in en eski ve en şık mağazası Le Bon Marché'nin müdürü François-Emile Morin tarafından eşine hediye nitelikte inşa edilen La Pagode, Paris'in ilk uzakdoğu detayları taşiyan yapısı.





Türkçe'ye budist tapınağı olarak çevirebileceğimiz, Le Bon Marché ile aynı sokak üzerinde bulunan mekanın mimarı “japonisme” akımında isim yapmış Alexandre Marcel. 1927 senesine kadar Paris'in en göz alıcı davetlerine ev sahipliği yapan La Pagode, 1931 senesinde kapılarını yeniden açtığında artık bir sinema salonudur. 83 yıldır Paris'lilere hizmet eden La Pagode, bugün şehrin ayakta kalabilmiş en eski bağımsız sineması ünvanını gururla taşıyor.





Bizim sizlere tavsiyemiz, Le Bon Marché'de alısverişinizi bitirip, elleriniz torbalarla dolu çıktığınızda Rue de Babylone üzerinden École Militaire istikametinde biraz yürüyüp bu gızemli yapıyı selamlamanız. Hatta vaktiniz varsa ingilizce altyazıli gösterilen filmlerden birini izlemeniz. Başka hiç bir sinema salonunda bulamayacağinız ambiyansın garantisini de biz veriyoruz !





Adres: 57 bis, rue de Babylone 75007
Film programı için: http://www.etoile-cinemas.com/pagode/
Galeri Perrotin
Paris ve sanat kelimeleri bir araya geldiğinde aklımıza öncelikle Le Louvre ve Orsay gibi klasik sanatın baş yapıtlarının sergilendiği devasa müzeler gelmesi gayet normal. Yalnız unutmamalıyız ki Paris her ne kadar dünyaca ünlü müzelere ev sahipliği yapsa da çağdaş sanat alanında Londra, New York ve Sydney gibi şehirlerle yarışacak kadar da dinamik ve zengin.

Şehrin Marais bölgesinde yoğunlaşmış sanat galerileri arasında isminden uluslararası platformlarda en çok bahsettiren Galerie Perrotin, 1990 senesinde Emmanuel Perrotin tarafından kurulduğundan beri gerek temsil ettiği sanatçılar gerek seçkileriyle ziyaret edilmesi kaçınılmaz adreslerden. Sanat dünyasına Maurizio Cattelan ve Takashi Murakami gibi sanatçıları tanıtmış olan galeri dünyaca üne sahip bir çok sanatçının kaşifi ve temsilcisi.





Galerie Perrotin, bugün rue de Turenne üzerinde biri neoklasik bir villa, diğeri daha az gösterişli ama aynı zarafette bir Paris apartmanı olmak üzere iki ayrı mekanda ziyarete açık. Galerinin sahipleri Paris ve New York başarılarından sonra aktivite alanlarını Asya kıtasına da yayarak 2012 senesinde Uzakdogu çağdaş sanatının kalbi Hong Kong'ta da bir mekân açtılar.

Sıklıkla yenilenen programda Haziran sonuna kadar ünlü şarkıcı Pharell Williams'ın kuratörlüğünü yaptığı G.I.R.L. sergisi var. Sizlere tavsiyemiz galerinin sergilerini internet sitesinden takip etmeniz.




Adres: 60, 76 rue de Turenne 75003

Galeri Salı'dan Cumartesi'ye 11.00-19.00 arası açık.
Café Coutume Instituutti
Paris'in kahve çeşitleri ve vejetaryen opsiyonlarıyla ün yapmış kafelerinden Café Coutume'ün artık Helsinki'li
bir kardeşi var!




Ekim 2013'te Sorbonne Üniversitesi'ne komşu Finlandiya Kültür Merkezi'nin girişinde açılan Café Coutume Instituutti, şehir merkezinde yüksek tavanlı, bol ışıklı, çalışmaya, okumaya ama aynı zamanda muhabbet
etmeye de uygun bir mekân.

Dekorunu 2012'de Finlandiya'da yılın tasarımcısı seçilen Linda Bergroth'un hazırladığı Coutume Instituutti'de
kahve çok ciddiye alınıyor. Profesyonel tabirle “sızdırma” yani yavaş filtreleme sistemine adını veren, Japonya'dan transfer Chemex sürahilerinde hazırlanan kahveler mekânin spesiyalitesi.




Coutume sadece bir kafe değil aynı zamanda Finlandiya Kültür Merkezi'nin sergi salonu. 70'lerden fırlamış
gibi görünen dış cepheyle tezat oluşturan minimalist kafenin ferah alanı ve yüksek tavanlarından faydalanan
enstitü sık aralıklarla Fin sanatçıların eserlerini sergiliyor.

Café Coutume Instituutti, Saint-Michel çevresindeki turist akınından uzaklaşıp sakin bir kafede soluklanmak
isteyenler için tavsiye edeceğimiz mekânlardan. Enstitünün girişinde Fin tasarımcıların eserlerini
satın alma imkanı sunan butiğe de göz atmanızı öneririz.

Adres: 60, rue des Ecoles, 75005 // 01 40 51 89 09

Salı - Cumartesi: Sabah 9 - Akşam 6
Pazar: Sabah 10 - Akşam 6
Paris Mahalleleri – II
Paris arondisman analizlerimizin 2. bölümüne Seine nehrinin güney kısminda kalan Sol yakayla devam ediyoruz:

Beşinci bölge:

Paris’in öğrenci merkezidir. Bizce görülmeye değer çok yeri vardır, Lutèce Arenası, Evrim müzesi, Panthéon, Sorbonne üniversitelerinden bazıları.. Fakat Paris’e ilk kez geliniyorsa en çok bilinen turistik Louvre, Notre Dame, Champs-Elysees gibi ana arterlerden uzak kaldıgı için tercih edilmesini önermeyiz. Fakat sakin, yeşil bir bölge isteniyorsa idealdir. Üniversitelerle dolu olduğundan ucuz yeme mekanları, krep-panini’ciler, 2-3 euro’ya bira içilebilen sevimli barlar rahatlıkla her köşe başinda bulunabilir. Merkezi de sayılır, Saint Germain, Saint Michel, yani nehrin sol yakası yürüyüş mesafesindedir.

Altinci bölge:

Seine Nehri’nin sol yakasının merkezidir. Paris’in en populer iki büyük alışveriş caddesi Saint-Michel ve Saint-Germain’e ev sahipligi yapar.Bu iki cadde aynı zamanda Fransız yazarların her gün kahve ya da şarap etrafında toplanıp tartışırken görüldüğü o ünlü Paris kafe kültürünün oluştuğu yerlerdir. Turistiktir, birinci bölgede oldugu gibi genel guvenlik kurallarına dikkat edildiği sürece sorun yaşatmaz. Fakat Paris’i kolay gezme açısından nehire ve merkeze yakın Odéon, Saint-Michel, Saint-Germain-des-Près gibi bölümleri tercih edilmelidir.

Yedinci bölge :

Paris’in zenginlerinin yerleşim alanı, Eyfel kulesinin arondismanı. Çok lüks bir mahalledir, göze çok hoş görünür ama Paris ziyaretcisine hitap edecek bir unsur barındırmaz. Bu bölgede bir turistin ilgisini çekecek sadece Hotel des Invalides bulunur ama oraya da Champs-Elysées üzerinden yürümek daha akıl kârıdır. Eyfele gelince, zaten ziyaret kaçınılmazdır. Çogu kişinin sandığı üzere Eyfel merkezde değildir, kule civarinda kalmanın pek bir esprisi yoktur. Hausmann stili binaların, son derece şık rezidansların, sanat galerilerinin ardı ardası kesilmez ama yerleşim bazlı oldugu icin alışveriş imkanı, geç saate kadar açık yeme-içme mekanı bulma son derece kısıtlıdır. Lüks bir bölgede kalmak isteyen, merkeze uzaklığı ve özellikle gece donuşlerinde taksiyi göze alanlar icin.

Onüçüncu bölge :

Çin mahallesinin arondismanı. Paris küçük olduğundan metro ile merkeze gitmek zor değildir ama özellikle ilk defa Paris’e gelecek ziyaretciler için burada kalmak çok enteresan değildir. Çin yemeği yemek icin uğramanız daha mantıklı olacaktır. Büyük bir bölümü yanyana sıralanmiş gri, yüksek, çirkince binalarla kaplı bir yerleşim bölgesidir.

Ondördüncü bölge & Onbeşinci bölge :

Sehir merkezinden uzak yerleşim bölgeleri. Güvenli, sakin, yesil fakat turistik bir oğe barındırmıyorlar. Kalmak icin tavsiye etmeyiz.
Spordan Sanata
Yağmurlu bir hafta arası Paris’te gezilmesi en keyifli mekanlardan biri olan Jeu de Paume‘dayız. Avuç oyunu olarak Türkçeye çevirebileceğimiz “jeu de paume” aslen tenisin ilkel hali olarak kabul edilen bir spor. Yüzyıllar boyunca halkın her kesiminde popüler olmuş olan bu spor ayrıca III. Napoléon’un emriyle Tuileries bahçelerinde turnuvaların düzenlenmesi için inşa edilen yapıya ismini vermiş. 1909 yılına kadar oyunların düzenlendiği Jeu de Paume, o tarihten sonra Modigliani, Picasso, Chagall gibi sanatçıların eserlerini kalıcı koleksiyonuna dahil ederek geçici fuarlara da ev sahipliği yapacak bir müzeye dönüştürülmüş.




Bugünkü görünümüne 1987 yılındaki restorasyon çalışmalarıyla kavuşan mekan, 1991 senesinden beri modern sanatın genç temsilcilerinin eserlerine ev sahipliği yapıyor.

Özellikle fotoğraf alanında isim yapmış sanatçıların çalışmalarını programına dahil eden Jeu de Paume’un çok geniş olan sergi temalarında moda fotoğrafçılarından video performansçılarına uluslararası ünde sanatçılar yer alıyor.

Concorde metrosuyla çok hızlı bir şekilde ulaşılabileceğiniz galeri için illa ki kötü meteorolojiyi kollamayın. Mekana Tuilleries bahçelerinden başlayacağınız keyifli bir yürüyüşle de varabilirsiniz.

Adres: 1, place de la Concorde 75008

www.jeudepaume.org
Paris Mahalleleri – I
Gelen istek üzerine iki bölümde yayınlayacağımız Paris mahallelerinin tanıtımına Seine nehri sağ yaka arondisman analizi ile başliyoruz :

Birinci Bölge:

Louvre, Pompidou ve bilimum müzeyi barındıran, şehrin Paris standartlarınca ucuzca kalan popüler merkezi Châtelet’nin, jazz barların, bir yanda da ultra lüks gastronomik restoranlar, ve beş yıldızlı otellerin yurdu, küçücük fakat ziyaret açısından en kompakt bölge (arondisman diyeceğiz buradan itibaren). Fazlaca turist barındırdığından çantaya sahip çıkma, masa uzerinde telefon bırakmama tarzı gayet genel güvenlik koşullarına riayet edildiği sürece son derece güvenli olan, gönül rahatlığıyla ev kiralayabileceğiniz mahallelerle dolu. Chatelet merkezidir ama taşıma araçlarının en büyük kesişim noktası olduğundan aşırı kalabalıktır, karışıktır. Tavsiyemiz St. Paul, Hotel de Ville, Louvre, Tuileries taraflarıdır. Her yere yürünür, beş dakikada bir metro durağı vardır, Louvre’dan Champs-Elysees’ye bile azimli gezginler yarım saatte varabilirler. Çekinilmeden ev kiralanılıp otel rezerve edilebilir.

İkinci Bölge:

Daha çok tekstilcilerin ve pasajların olduğu arondismandır. Paris’in en eski bölgelerinden olduğundan binalar eskicedir. Genç nüfusludur. Tehlikesizdir ama çok da enteresan değildir Paris ziyareti için. Merkezi olduğundan tercih edilebilir.

Üçüncü bölge:

Paris’in yükselişteki, Amerikalıların deyimiyle « up and coming » arondismanı. Bu bölge klasik turistik mekanlardan uzaklığı, yeni açılan kokteyl barları, Japon kantinleri, butik alışveriş imkanlarıyla gerçek Parizyen deneyimi yaşamak isteyenler icin idealdir. Haut- Marais ya da Upper Marais, Marais’nin üst kısmı olarak geçer adı. Yabancı nüfusu boldur, sokakları trendy, şık insanlarla doludur. Paris’in Cihangir’i, New York’un East Village’i diyebiliriz. Merkezidir; büyük meydan République’e çok yakındır, ulaşım Republique’den her yere gayet kolaydır.

Dördüncü bölge:

Yahudi ve gay mahallesi Marais’nin kalbidir. Son derece güvenlidir, sokaklarında her an insan olur. Turistiktir, haliyle kafeleri restoranları pahalıdır. Hotel de Ville’de, St. Paul’de gönül rahatlığıyla kalınır. Notre Dame katedraline de çok yakındır.

Sekizinci bölge:

Efsanevi Champs-Elysées caddesi tarafından domine edilen arondisman. Paris’in en turistik caddesini, en ünlü markalarının merkezî dükkânlarını barındırır. Şehir merkezine birazcık uzak denilebilir, yürüyerek Paris’i gezmek buradan hareketle zor olabilir fakat metro sistemi harikadır. Sık aralıklarla duraklar mevcuttur. 5 yıldızlı otelleri, Champs-Elysees üzerinde 8-10 euro’ya kahve içilen kafeleriyle ünlüdür. Turist enflasyonundan dolayı restoranların İngilizce konuşan personeli boldur, fiyatlar haliyle ona göre ayarlanmıştır, güvenlidir ama Paris’in gerçek yüzü olmaktan uzaktır. Seçim sizin.

Dokuzuncu bölge:

Opera binası ve Paris’in iki alışveriş merkezi Galleries Lafayette ve Printemps’i kapsayan arondisman. Turistik sayılır, özellikle iki alışveriş merkezi haftasonları epeyce turist istilasına uğrar. Tüm 9. bölge Paris ziyareti için ideal değildir fakat yukarıda adını verdiğimiz mekânlara yakın bir evde çekinmeden kalınabilir. Yürüyüş mesafesinde çok yer olmasa da metroyla ulaşım rahattır.

Onuncu bölge:

Turistik olmaktan son derece uzak, Hint ve Türk mahallelerini, yerel Afrika kıyafet dükkânlarını ama aynı zamanda yeni yeni açılan New York- Meatpacking usulü bar ve underground klüplerini, hamburgercileri barındıran arondisman. Her caddesinin çok güvenli olduğunu söyleyemeyiz, ama güven kelimesini Paris standartları içinde kullandığımızı da unutmayalım. Genel olarak Paris suç oranının düşük olduğu bir başkent. Bu bölgede de çekinmeden kalabilirsiniz, istediğiniz genç, hareketli, merkezi bir mahalleyse. Yine de garlar (Gare de L’Est, Gare du Nord) ve Boulevard Magenta taraflarına gitmeden, Grands Boulevards, Bonne Nouvelle, Strasbourg Saint-Denis gibi metro istasyonlarına ve Amélie filminin meşhur ettiği « Bobo » (Bohème Bourgeois) Canal Saint-Martin’e yakınlığı tercih edin deriz.

On birinci bölge:

Merkezi, fonksiyonel bir arondismandır. Etrafına kurulu olduğu Bastille şehrin ünlü merkezlerinden biridir. Marais’ye yakınlığından dolayı tercih edilebilir, ulaşım çok rahattır. Çevrede turistik atraksiyon yoktur ama yola çıkış- eve dönüş, gece açık yeme-içme yeri bulma konularında Paris’in belki en rahat bölgesidir. Salsa-tango barları, öğrenci mekanları, ucuz biracılarıyla ünlüdür. Günün her vakti özellikle haftasonları dolup taşar.

On ikinci bölge:

Paris ziyaretçisi icin pek bir önem arz etmeyen, sessiz sakin bir yerleşim bölgesi. Bercy parkına yakındır.

On altıncı bölge:

Eyfel kulesini karşıdan gören, kule gözlemi için en ideal alan Trocadéro’yu barındıran arondisman. Aşağı kısımları tamamen uluslararası kuruluşların merkezleri ve pahalı yerleşim alanlarıyla doludur. Uzaklığı ve hareketsizliği yüzünden kesinlikle tavsiye etmeyiz. Kuzey yani Eyfel kulesini gören kısmında kalınabilir, ama aynı 7. bölge için söylediğimiz gibi, merkezden uzak, zaman zaman ölü olabilen ama lüks bir bölge arıyorsanız.

On yedinci bölge:

Konsolosluklar ve yerleşim yerleri barındıran merkeze çok uzak, turist için kalınması anlamsız fakat şık ve güvenli bir bölge.

On sekizinci bölge:

Paris’in balkonu, yokuşlu sokakları, ressamlar meydanıyla, Sacré-Cœur bazilikasıyla ünlü bölgesi. Burada kalmak da yine ziyaretçinin seçimine kalmış. Pigalle, Moulin Rouge bölgesi aynı zamanda red light district de olduğundan alışık olmayanlara tehlikeli görünebilir. Ama geç vakitlerde de biraz dikkatle çok da endişe edilmeden yürünebilir. Çünkü burası aynı zamanda Paris’in gece hayatı açısından en hareketli bölgesidir. Özellikle son zamanlarda açılan şık kokteyl barlar, girilmesi zor lüks kulüpler de yine aynı arondismandadır. Turistik olarak ilgi çekici yönleri de boldur, merkeze ulaşımı kolaydır.

On dokuzuncu bölge:

Önermekte zorlanacagımız bir arondisman. Paris’in tehlikeli denilebilecek, yine göreceli, mahalleleri varsa bu bölgede yer alır. Konser ve sinema salonları, bilim müzeleriyle ünlü Büyük La Villette kompleksi çevresi sorunsuzdur, hatta vakit olursa gezilmelidir, kanala yakın kulüpleri, barları sevimlidir, Buttes-Chaumont parkı Paris’in en güzellerindendir. Fakat Paris’i tanımayanlar için nerede kalınabileceğini kestirmek zor olabilir. Günlük ziyaret daha mantıklıdır. Place des Fêtes, Crimée, Jaurès metroları çevresinden özellikle gece uzak durmakta fayda var.

Yirminci bölge:

Genel olarak yerleşim bölgesi. Paris ziyareti icin uzak kalır. Içerdiği birkaç ilgi çekici mekan gün içinde gezilebilir ama baz olarak pratik değildir.
Haydi Balo’ya !
Birinci Dünya Savaşı sonrası “Altın Çağını” yaşayan Paris’in 18. bölgesinde balo salonu olarak hizmet eden Le Bal, konumlandığı çıkmaz sokakta Paris’li aşıkların gizlice buluştukları bir mekan iken İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle gözden düşer. Yıllar boyu kimsenin uğramadığı mekan 2006 senesinde fotoğrafçı Raymond Depardon’un teşviki ve dünyaca ünlü Magnum fotoğraf ajansının ön ayak olmasıyla restore edilmeye başlanır.





Bugün Paris’in zengin ve alternatif görsel arşivlerinden birine sahip olan Le Bal, fotoğraftan videoya uluslararası bir seçki sunuyor. Sergiler dışında konferans ve çocuklar için fotoğraf atölyeleri de hazırlayan mekanın sizi Place de Clichy’nin gürültüsünden kurtaran şirin mi şirin bir café’si de var.

Uzak diyarlardan gelen ve belki de bir daha başka yerde göremeyeceğiniz fotoğrafçıların eserlerinin en güzellerini seçen kuruluşun sergi ajandasına Paris’e gelmeden mutlaka bir göz atın deriz.

Sergi giriş ücretleri 5-6 € arası değişebiliyor.

Adres: 6, Impasse de la Défense 75018

Güncel sergileri takip etmek için: www.le-bal.fr
Hakkımızda
İletişim
Instagram